Paris’te tiyatro izlemek…

panaromic-la-comedie-françaiseÜç arkadaş bundan bir ay önce ani bir kararla La Comédie Française’de bir oyun izlemek amacıyla Paris yolculuğu planladık. İyi ki de yapmışız! Sheakespeare ve Moliere arasında gidip gelirken, birden Berthold Brecht’in “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi”ni gördük ve sağolsun Léa hemen biletlerimizi aldı. Aynı hızla otel ve tren biletlerini de ayarladık. Geri sayım başladı, okul kapansa da tatil başlasa diye bekliyordum ve takvimler 10 Nisan’ı gösterdiğinde Louvre’a iki adım mesafedeki otelimize yerleşmiştik. Centre Pompidou‘da Chagall ve Kandinsky sergisini gezdiğimiz için, oyun öncesi resimlerin muhteşemliği ile çoktan sarhoş olmuştuk.

comedie-française-batiment

La Comédie Française, nam-ı diğer Molière’in evi, dünyanın en eski tiyatrosu olarak kabul edilen Fransız ulusal tiyatrosunda bir oyun izlemek benim için “ölmeden önce yapılacaklar” listesinden bir şeyin daha gerçekleşmesi demekti.
Continue reading “Paris’te tiyatro izlemek…”

İkebana ve origami

ikebanaJapon Festivali kapsamında ilk kez İkebana ve origami atölyelerine katıldım ve hakkında kısa ama çok ilginç şeyler öğrendim. Öncelikle ikebanadan bahsedecek olursam, bu bir felsefe ve Uzakdoğu’daki bir çok şey gibi o da Budizm’den alıyor kaynağını. İkebana’da amaç çiçeğin ömrünü uzatmak. Aynı insanlar gibi çiçeklerin de bir yüzü ve bir de arkası var diye açıklayarak başladı Japon hocamız ve Ying&Yang, sonsuzlukla devam etti. Bu açıklamaların ardından, kullanacağımız dalların, çiçeklerin ve yaprakların önce yüzünü bulduk. Daha önce bir çiçeğin yüzü nereye bakıyor diye hiç düşünmemiştim halbuki. Eve gidip çiçeklerime bir de bu gözle bakıp yönlerini değiştirdim.
Continue reading “İkebana ve origami”

Uber yemek

Uber EatsUber eats sonunda bizim şehre geldi, hem de İngiliz rakibi deliveroo ile birlikte. Bu uygulama Yemeksepeti’nin biraz daha gelişmiş versiyonu. Uber eats applikasyonunu telefona indiriyorsunuz. Sonra sevdiğiniz bir restorandan yemek seçiyorsunuz, uber hesabıyla ödemenizi yapıyorsunuz. Ardından da dakika dakika siparişinizin nerede olduğunu, harita üzerinden takip ediyorsunuz!

applikasyon_uber-eats

Yemeksepeti’nden daha kullanışlı, şöyle ki; birincisi restoranlar uber eats’e üye olmadığı için istediğiniz restorandan sipariş verebiliyorsunuz. İkincisi ve en önemlisi ise, siparişim nerede kaldı diye merak etmeye son 🙂 İstanbul’da bu uygulama başladı mı diye soracağım, ama memleket daha “Uber”in ulaşım hizmetine bile alışamadı, bunu kaldırabilir mi bilemedim…

Call me by your name

Call me by your nameBugüne kadar onlarca güzel film izlemişimdir. Hele konu romantizm, aşk olunca eline su dökülmez yönetmenler, filmler aklıma geliyor. Ama dün Call Me by Your Name‘i izlediğimden beri filmin etkisinden çıkamadım. Filme 10 üzerinden 10 veremem. Öte yandan diyaloglar, müzikler iki gün oldu kafamda dönüp duruyor. Kuzey İtalya’nın güzelliği mi, filmin çekildiği evin dokusu mu, oyuncuların rolün hakkını vermenin ötesine geçmesi mi, 80’ler mi, mevsimlerden yaz olması mı, yoksa sadece işlenen aşk mı beni bu kadar etkiledi bilemiyorum. Tabii itiraf ediyorum filmdeki müzikler ve Armie Hammer’ın muhteşem fiziği (ve gülüşü) yüzünden filmi tarafsız izleyemedim.

Eğer fırsatınız olursa ve önyargılarınızdan sıyrılırsanız filme şans verin. Finale yaklaşırkenki baba-oğul diyaloğu efsaneviydi. Keşke herkes böyle bir aileye sahip olabilse, aşkını ve aşk acısını, her ne hissediyorsa onu sonuna kadar yaşaması için cesaretlendirilebilse. Yağmurlu bir Fransa akşamında boğazıma kadar romantizme batmış olduğumdan Luca Guadagnino’nun ellerine sağlık…

Orhan Pamuk’u neden sevemedim?

0FDAECF7-67B5-437A-988B-3AAF19D46773

Yıllardır tek bir kitabını okumadığım Orhan Pamuk’un Fransızlar arasında çok tanınan bir yazar olduğunu görünce (ve konuşmalar eninde sonunda Pamuk’a gelince) son kitabını okudum. Bir okur olarak, önce kitabın eleştirisine sonra da yazara yer vereceğim.
Geçen hafta arkadaşlarıma mesaj atıp Orhan Pamuk hakkında ne düşündüklerini sordum. İki ilginç yanıt geldi:
A: “Bence herkes seviyormuş gibi yapıyor bir şekilde ünlü diye”
S: “Hiç kitabını okumadım…. Bana cahil demedin mi?”
Artık Pamuk okumamak, beğenmemek toplumda nasıl bir algı yaratıyorsa…

Continue reading “Orhan Pamuk’u neden sevemedim?”

Dans, düğün, festival…

Canım biricik arkadaşım Nihan’ın sosyal medya hesaplarını dondurmasının ardından japonkedi’nin şu yazısını da okuyunca, sosyal medya detoksu yapmaya başladım. “Kesin dayanamam, 1 haftaya kalmaz alemlere dönerim” diyordum ki, 45 günü geçti hala “temizim”. Sosyal medyadan eli ayağı çekince bir bağımlı olduğumu anladım. Bu süre zarfına; bir Angoulême çizgi roman festivali, İran’lı arkadaşımın düğünü nedeniyle maceralı bir La Seyne-sur-Mer yolculuğu, flamenko gösterisi, Star Wars müzikleri konseri, tiyatro atölyesi ve bir Orhan Pamuk kitabı sığdırdım. Ne Instagram’a, ne Facebook’a girmedim, hiç birini paylaşmadım…Yok fotoğraf çekeyim, yok filtre ve hashtag seçeyim, hangisini paylaşayım diye kendimi meşgul etmediğimden, anın tadını çıkardım ve çok daha kaliteli vakit geçirdiğimi fark ettim. Kim ne yapmış ne yemiş ne içmiş ilgilenmediğim gibi, kimse de benim ne yaptığımı bilmiyor kafam çok rahat. Tabii blog bu sosyal medya detoksuna dahil olmamakla birlikte leylek havada modundan fazlasıyla nasibini aldı. Ha bir de birkaç haftadan beri devam eden site aksaklıkları da cabası oldu.

Continue reading “Dans, düğün, festival…”