Fransa’da üniversite eğitimi

Ogrenci_Fransa-kampus

Arkadaşlarımın ve blog okuyucularının çok merak ettiği konulardan biri Fransa’da eğitim. Uzun süredir yazmayı ertelemiştim ama ısrarlar karşısında dilim döndüğünce üniversite eğitimine yönelik bilgileri kısaca derledim.

Lise diploması, yani BAC (baccalauréat) alan herkes üniversitede istediği bölüme gidebilir. Öncelikle hemen belirteyim Fransa’da lisans eğitimi, doktorluk ve bazı özel bölümler hariç 3 yıl sürüyor ve üniversite sınavı yok. Fransa öğrencilere kısa ve uzun yüksek öğrenim gibi farklı seçenekler sunuyor. Bu nedenle BAC’tan, yani liseden sonra hangi tip yüksek öğrenim gördüğünüzü BAC+2, BAC+3, BAC+5 şeklinde belirtiyorsunuz. Nedir bu rakamlar şimdi onları açıklayalım.
Continue reading “Fransa’da üniversite eğitimi”

Ücretsiz şehir aktiviteleri

la nuit des musees.pngEylül geldi, okula dönüş sezonuyla birlikte şehirde de hareket başladı. Kültür, sanat etkinlikleri, spor faaliyetleri arttı. İşte bu yüzden Avrupa’da şehir merkezinde yaşamayı seviyorum. Çünkü şehrin sunduğu olanaklara yürüyerek 15 dakikada erişebiliyorum. Bir öğrenci olarak cebinizden para çıkmadan bir ayda en az 4-5 etkinliğe katılabiliyorsunuz. İşte yaşadığım ufak şehir Poitiers’de ücretsiz yapılabileceklerden bazıları;

Sandviç konser: Şehrin en büyük oditoryumunda, her ay veya iki ayda bir kez öğle yemeği saatinde ücretsiz bir konser izlemek mümkün. Konseptin adı da “sandviç konser“. Çünkü yemek yerken konser izleyebiliyorsunuz. Bu uygulamanın amacı herkesin, sosyoekonomik durumu ne olursa olsun sanata erişebilmesi. Harika bir konsept bence. Çalışanlar bile öğle tatilinde şehir merkezine gelip ruhlarını besleyebilirler.

Oda müziği: Konservatuvar öğrencileri şehrin müze, kilise, meydan, kütüphane gibi kamusal alanları kullanarak ücretsiz klasik müzik konserleri veriyorlar. En az yarım saat, en fazla 1 saat süren bu konserlerden bir ayda farklı mekanlarda 14 tane düzenliyorlar.

Müze olanakları: Müzenin ücreti cüzzi bir rakam olmasına rağmen, sanattan ve kültürel aktivitelerden yararlanabilmesi için her Salı ve ayın ilk Pazar’ı ücretsiz. Geçen yıl tüm Avrupa’da seçilmiş müzelerde düzenlenen “Müzede bir Gece” etkinliğine katılmıştım. İlk kez müzeler gece 00.00’a kadar ziyarete açık ve ücretsizdi. Müzede video gösterimi, ve klasik müzik, elektronik gibi farklı türlerde konserler düzenlenmişti. Umarım bu yıl tekrarlanır! Zira tadı damağımda kalmıştı…

Ayrıca Fransa’da her yıl Eylül’ün üçüncü haftası “Journees du Patrimoine”, tüm tarihi ve kültürel miras değeri kabul edilen binalar herkesin ücretsiz erişimine açılıyor. Paris’te yaşıyor ve Macron’un çalışma ofisini mi görmek istiyorsunuz? İşte tam zamanı. Bazı müzeler o güne özel atölye ve etkinlikler de düzenliyorlar.

Paris’te tiyatro izlemek…

panaromic-la-comedie-françaiseÜç arkadaş bundan bir ay önce ani bir kararla La Comédie Française’de bir oyun izlemek amacıyla Paris yolculuğu planladık. İyi ki de yapmışız! Sheakespeare ve Moliere arasında gidip gelirken, birden Berthold Brecht’in “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi”ni gördük ve sağolsun Léa hemen biletlerimizi aldı. Aynı hızla otel ve tren biletlerini de ayarladık. Geri sayım başladı, okul kapansa da tatil başlasa diye bekliyordum ve takvimler 10 Nisan’ı gösterdiğinde Louvre’a iki adım mesafedeki otelimize yerleşmiştik. Centre Pompidou‘da Chagall ve Kandinsky sergisini gezdiğimiz için, oyun öncesi resimlerin muhteşemliği ile çoktan sarhoş olmuştuk.

comedie-française-batiment

La Comédie Française, nam-ı diğer Molière’in evi, dünyanın en eski tiyatrosu olarak kabul edilen Fransız ulusal tiyatrosunda bir oyun izlemek benim için “ölmeden önce yapılacaklar” listesinden bir şeyin daha gerçekleşmesi demekti.
Continue reading “Paris’te tiyatro izlemek…”

İkebana ve origami

ikebanaJapon Festivali kapsamında ilk kez İkebana ve origami atölyelerine katıldım ve hakkında kısa ama çok ilginç şeyler öğrendim. Öncelikle ikebanadan bahsedecek olursam, bu bir felsefe ve Uzakdoğu’daki bir çok şey gibi o da Budizm’den alıyor kaynağını. İkebana’da amaç çiçeğin ömrünü uzatmak. Aynı insanlar gibi çiçeklerin de bir yüzü ve bir de arkası var diye açıklayarak başladı Japon hocamız ve Ying&Yang, sonsuzlukla devam etti. Bu açıklamaların ardından, kullanacağımız dalların, çiçeklerin ve yaprakların önce yüzünü bulduk. Daha önce bir çiçeğin yüzü nereye bakıyor diye hiç düşünmemiştim halbuki. Eve gidip çiçeklerime bir de bu gözle bakıp yönlerini değiştirdim.
Continue reading “İkebana ve origami”

Uber yemek

Uber EatsUber eats sonunda bizim şehre geldi, hem de İngiliz rakibi deliveroo ile birlikte. Bu uygulama Yemeksepeti’nin biraz daha gelişmiş versiyonu. Uber eats applikasyonunu telefona indiriyorsunuz. Sonra sevdiğiniz bir restorandan yemek seçiyorsunuz, uber hesabıyla ödemenizi yapıyorsunuz. Ardından da dakika dakika siparişinizin nerede olduğunu, harita üzerinden takip ediyorsunuz!

applikasyon_uber-eats

Yemeksepeti’nden daha kullanışlı, şöyle ki; birincisi restoranlar uber eats’e üye olmadığı için istediğiniz restorandan sipariş verebiliyorsunuz. İkincisi ve en önemlisi ise, siparişim nerede kaldı diye merak etmeye son 🙂 İstanbul’da bu uygulama başladı mı diye soracağım, ama memleket daha “Uber”in ulaşım hizmetine bile alışamadı, bunu kaldırabilir mi bilemedim…

Call me by your name

Call me by your nameBugüne kadar onlarca güzel film izlemişimdir. Hele konu romantizm, aşk olunca eline su dökülmez yönetmenler, filmler aklıma geliyor. Ama dün Call Me by Your Name‘i izlediğimden beri filmin etkisinden çıkamadım. Filme 10 üzerinden 10 veremem. Öte yandan diyaloglar, müzikler iki gün oldu kafamda dönüp duruyor. Kuzey İtalya’nın güzelliği mi, filmin çekildiği evin dokusu mu, oyuncuların rolün hakkını vermenin ötesine geçmesi mi, 80’ler mi, mevsimlerden yaz olması mı, yoksa sadece işlenen aşk mı beni bu kadar etkiledi bilemiyorum. Tabii itiraf ediyorum filmdeki müzikler ve Armie Hammer’ın muhteşem fiziği (ve gülüşü) yüzünden filmi tarafsız izleyemedim.

Eğer fırsatınız olursa ve önyargılarınızdan sıyrılırsanız filme şans verin. Finale yaklaşırkenki baba-oğul diyaloğu efsaneviydi. Keşke herkes böyle bir aileye sahip olabilse, aşkını ve aşk acısını, her ne hissediyorsa onu sonuna kadar yaşaması için cesaretlendirilebilse. Yağmurlu bir Fransa akşamında boğazıma kadar romantizme batmış olduğumdan Luca Guadagnino’nun ellerine sağlık…