Tatildeyim döneceğim…

Screen Shot 2017-08-06 at 22.26.50Leylek bir süredir havada olduğundan blogu da ihmal etti. Temmuz ayı, annem ve arkadaşıyla batı Fransa’yı tavaf etmekle geçti. Chenonceau şatosu ve daha önce yazdığım (Leonardo Da Vinci’nin mezarının bulunduğu) Chateau d’Amboise’yi gezdik. Ardından aylardır beklediğim Saint-Emilion Jazz Festivali’ne gittik. Neye niyet neye kısmet oldu benim için. Stacey Kent yine güzel sesiyle büyüledi ama yepyeni bir ses keşfettim. Hugh Coltman. Bu adı bir yere not edin ve şehrinize konsere gelirse sakın kaçırmayın. Her şarkıyı hissetmekle kalmadı, bizlere de hissettirdi. Her ne kadar sahne performansını yansıtmasa da “Smile”ı ve onu beğenirseniz de “Nature Boy”u dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Caz festivali ve Saint-Emilion turundan birkaç gün sonra Türkiye’ye uçtum. 7 aydır uzak kaldığım memlekette özlediğim şeylerin başında; kendi reklamını yapamamış ama bence dünyanın en zengin mutfağı olan Türk mutfağı, dostlar, Ege sahilleri ve 1 saatten kısa sürede soluğu aldığım güzeller güzeli Yunan adaları geliyor! Çatlayana kadar özlediğim ne tatlar varsa yedim içtim…

Özlemediğim şeylere gelirsek, bence gelmeyelim… Çünkü uzun olur. Avrupa’da yaşayınca buranın dinginliği üstüme sinmiş olacak ki, ülkemin kaosu bana fazla geldi. Az önce valizimi kapattım ve asıl deniz tatiline doğru yola çıkmaya hazırım. Ağustos sonuna kadar yeni bir yazım olamayacak, tatile çıkacaklara ve tatilde olanlara güzel ve keyifli günler dilerim!

 

Neden çocuk istiyorsunuz?

baby-bebek-babiesBu sorunun zıttını çok duyuyorum: “Neden çocuk istemiyorsunuz? Çocuk çok güzel bir şey”. Bu soruya sonunda insanların meraklı burunlarını birkaç dakika sokmalarını engelleyen bir yanıt keşfettim: “Çocuk sahibi olmanın ne demek olduğunu bilmediğim için ne kaçırdığımı bilmiyorum yani ortada üzüntü ve pişmanlık yok. Tadını bilmediğim bir yemek için ne büyük bir lezzeti kaçırıyorum diyemem değil mi?” Bu yanıt üzerine bir an es veriyorlar. Sonra yine “ama…..” diye başlıyorlar. Ortam müsaitse, yani tartıştığım kişi kaldırabilecekse “Doğurganlığımın olması illa ki bu yeteneğimi kullanmamı gerektirmiyor? Her kadın anne olmak zorunda mıdır? Bence hayır. Dişi bir hayvan da üreyebilir, bunun mucizeyle alakası yoktur.” Bu yanıttan sonra yüzlerde oluşan ifadeyi görünce şahsen ben çok eğleniyorum. Çünkü bu annelik Türkiye’de özellikle öğretilmiş bir şey. Her kız/kadın önce gelin olmak/evlenmek ardından da anne olmak üzere yetiştiriliyor. Dolayısı ile karşı argümanlar soğuk duş etkisi yapıyor.
Continue reading “Neden çocuk istiyorsunuz?”

Adım adım Tilda

Çevremde çok yetenekli arkadaşlarım var. Özellikle el yeteneği gelişmiş insanlara saygı duyuyorum çünkü ben makası doğru tutamayan, düz çizgi üstünden bile kağıdı yamuk yılık kesebilen biriyim. Solaklığıma verip geçiştiriyorum ama aslında durum vahim! İşte benim bu durumumdan henüz haberdar olmayan arkadaşımla Tilda bez bebek atölyesi yaptık. O daha önce Türkiye’de kursa gidip öğrenmiş. Yukarıdaki resimdeki bebeklerin yaratıcısı Nazan, sağ olsun evini, kumaşlarını ve dikiş makinesini bana açtı. Burada not düşeyim beceriksizliğim karşısında dehşete düşünce makineyi bozmamam için makinelik dikişleri o yaptı 🙂 Yani biraz imece usulü olsa da ilk Tilda’mı yaptım.
Continue reading “Adım adım Tilda”

Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask

bask-ülkesi-san-sebastian-plaj-concha-ispanya
La Concha, San Sebastian

Gecikmiş bir gezi yazısı… Sıcağı sıcağına yazılmayınca o gezinin uyandırdığı heyecan kaçıyor ama Bask’ı yazmamak büyük haksızlık olurdu. Mayıs sonundaki bilmem kaçıncı ulusal tatilde, sabahın köründe arabaya atlayıp İspanya sınırını geçmeye karar verdik. Bask’a ilk yolculuğumuzda lezzetli mutfağı, ucuzluğu, şarapları, dik yamaçların yanıbaşındaki altın rengi kumsalları ve muhteşem denizi ile burası beni kalbimden fethetti. San Sebastian’la başlayan yolculuk Bilbao’da son buldu.
Continue reading “Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask”

Dönem biter, tatil başlar

learning-frenchSınavlar bitti. Mayıs 10 itibarı ile tatil çok hızlı başladı. Yazılmayı bekleyen güzel konular birikti. Tilda bez bebek atölyesi deneyimlerimi, muhteşem bir doğaya sahip İspanyol Baskını, Fransa’nın en güzel köylerinden Chauvigny ve Angles-sur-l’Anglin ile benim gözümden Paris’i anlatacağım yazılar yakında… Ama önce Fransızca öğrenen yabancılarla ilgili mini gözlemlerimi yazmazsam çatlarım.
Continue reading “Dönem biter, tatil başlar”

Akşama ne izlesem?

Geçenlerde sevgili japonkedi‘nin blogunda tavsiye ettiği Big Little Lies‘ı bir solukta izledim ve çok beğendim. Bunun üzerine ben neden son zamanlarda etkilendiğim üç diziden bahsetmiyorum da kendime saklıyorum dedim. Bu yazı sık sık yeni dizi sormak için beni arayan kardeşime ve arkadaşlarıma gelsin: Mozart in the Jungle, A Series of Unfortunate Events ve The O.A.
Continue reading “Akşama ne izlesem?”