1 Mayıs, şanslı ördek ve Zeplin

Münih-Almanya-Bavyera-Kale-Neuschwanstein Kalesi
Neuschwanstein Kalesi

Durağımız Münih. Her yıl Ekim ayında düzenlenen Oktoberfest için gitmedim. Hatta herkesin mutlaka git dediği Hofbräuhaus’u sevmedim ve size de bu yazıda böylesi turistik yerleri önermeyeceğim.

Alman topraklarına ilk kez 2015 baharında bastım. Bir Türk’ün Avrupa’da o kadar ülke gezip ikinci vatanı sayılabilecek Almanya’ya gitmemesi ne ayıp!

Neden Münih’i seçtim derseniz, ilk nedeni kampanyadan ucuza bir bilet bulmuş olmam, ikincisi de Neuschwanstein Kalesi’ni görme isteğimdi. Münih, Bavyera eyaletinin en büyük ve bana kalırsa en yaşanılası şehri (bunu tüm Almanya için bile söyleyebileceğimi düşünüyorum).

Şehirdeki ilk günümüzde tarihler 1 Mayıs’ı gösteriyordu. İşçi Bayramı’nı bayram gibi kutlayan ve işçi dostu bir şehir burası. 1 Mayıs’ta Almanya’da hemen hemen her yer kapalı oluyor. Bunu acı bir deneyimle öğrenmiş bulunuyoruz. En azından cafe ve restoranların açık olacağını sanmıştım 😦

Münih-Almanya-Germany
Marienplatz’da 1 Mayıs konseri

1 Mayıs’ı kutlamak için Marienplatz’ta toplanan insanlar, “İşçi Sendikaları Konfederasyonu”nun ağırladığı bir rock grubu eşliğinde eğleniyorlardı. Yağmura rağmen çok kalabalık olan meydanda kalabalığa karışıp konseri izliyoruz. 1 Mayıs’ı böyle de kutlamak mümkünmüş diye hemen sosyal ağlardan paylaşımlara başlıyorum tabii ki. Video çekmediğim için şu anda çok pişmanım!

Marienplatz’taki görkemli belediye binası, Glockenspiel ve gotik bir ortaçağ mimarisi Karlstor gözlerinize mimari bir ziyafet sunuyor. Günü merkezde dolanarak ve bol bol “Weissbier” nam-ı diğer buğday birası içerek tamamlıyoruz. Arpadan başka bira içmem diyenlere Almanya’da bu biraya bir şans vermesini şiddetle tavsiye ediyorum. Birlikte gittiğimiz arkadaşlarımız dönene kadar sadece Weissbier içtiler 🙂

Genelde gittiğim şehrin yerlileriyle kaynaşmayı ve biraz dolanarak, biraz deneme yanılmayla yeni yerler keşfetmeyi severim. Bir gün Münih’e taşınırsam kesinlikle ev kiralayacağım mahalle şehrin merkezine az mesafedeki Arabellapark. Arabellapark nezih bir yerleşim yeri ve az sayıda da olsa ofis tarzı iş yerleri var. Almanya’da metro ağı çok gelişmiş olduğu için, şehrin göbeğinden kaldığımız otele dönmek son derece kolay oluyor. Günü, lezzetine ve dekorasyonuna hayran olduğumuz Hans Im Glück’te (Almanca bilen arkadaşlar şanslı ördek diye tercüme ettiler) muhteşem bir ziyafet çekerek noktaladık. Münih’e gidilirse mutlaka uğranacak restoranlardan birisi olduğunu söylemeliyim! Çeşit çeşit burgerleri var. Mönüde vejeteryanlar da unutulmamış…

Münih’teki ikinci sabahımızda, şehrin ortasında yer alan ve Avrupa’nın en büyük parkı kabul edilen Englischer Garten’ı (İngiliz Bahçesi) ve BMW Welt‘i (müzesini) gezdikten sonra bu gezideki beklentilerimden birini daha gerçekleştirmek üzere 1972 Münih olimpiyat oyunları anıtının olduğu alana gidiyoruz. Hava kurşun gibi ağır, içinden geçmekte olduğumuz eski olimpiyat köyü de hüzünlü. Olimpiyat köyü girişindeki haritayı ve açıklamaları inceliyoruz ve sonra sessizce binaların arasında yürüyoruz.

72 olimpiyatında yaşanan katliamdan sonra burası artık öğrencilerin kaldığı bir yaşam alanına dönmüş. Binaların her biri farklı aksesuarlar ve renklerle bezenmiş. Olimpiyat köyünden çıkarken kameramıza yakalanan zeplin alternatif bir tarihi romanın içinde miyiz yoksa Fringe dizisindeki paralel evrende miyiz diye düşündürtmedi değil…İkinci günün sonunu İstanbul’da da bulabileceğiniz Alman sermayeli İtalyan mutfağı Vapiano’da noktalıyoruz. Ancak, Türkiye’den farklı olarak burada Gnocchi seçeneğini de buluyorsunuz!

Münih’e gidip de mutlaka görülmesi, gezilmesi gereken yer Bavyera Alp’lerindeki Neuschwenstein Kalesi! Bavyera’nın güneyinde, Hohenschwangau köyünün tepelerinde kurulu bu görkemli şato, Disney çizgi filmlerine de esin kaynağı olmuş. Bu kadar görkemli bir kalenin yapımı Kral Ludwig II’ye oldukça pahalıya mal olmuş. Kalenin yapımı öngörülen maliyetini ikiye katlayarak 6.2 milyon Frank tutmuş.

Romantik kral bu kaleyi yaptırmak uğruna iflas edip ve alacaklılar peşine takılınca çareyi kaçmakta bulur ama şaibeli bir şekilde sığ bir dereden geçerken boğularak ölür. Kralın bu kalede çok az yaşama fırsatı bulabildiği söyleniyor. Kompozitor Richard Wagner’e hayran olan ve finansörü olan Kral Ludwig II, Wagner’i Münih’e getirterek, kendisi için operalar bestelemesini ister. Romantik Kral, Neuschwenstein Kalesi’ni halktan uzak olmak için inşa ettirir. Hatta ölümünden sonra kaleye kimsenin girmesini istemez. Oysa, her gün yüzlerce ziyaretçi tarafından (kalenin inşaatının biten ve ziyarete açık olan alanları) geziliyor. Elbette her güzel mimari gibi burada da fotoğraf çekimi yasak olduğundan içerisinin fotoğraflarını paylaşamıyorum ama kaleye çıkan dik yokuş boyunca çekilmiş fotoğraflardaki yeşilin binbir tonuna dikkatinizi çekerek birkaç fotoğraf ekliyorum.

Kaleye nasıl gidebilirim derseniz, Bavyera Alpleri’ne Münih merkez istasyonundan trenle ulaşmak mümkün ve yolculuk yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Münih’e giderseniz, Füssen ve civarını görmemek büyük bir kayıp olur. Tren yolculuğundaki rehberimizin de dediği gibi gerçek bir Alman deneyimi yaşamak istiyorsanız Bavyera’ya adım atmanızı öneririm.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s