Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask

bask-ülkesi-san-sebastian-plaj-concha-ispanya
La Concha, San Sebastian

Gecikmiş bir gezi yazısı… Sıcağı sıcağına yazılmayınca o gezinin uyandırdığı heyecan kaçıyor ama Bask’ı yazmamak büyük haksızlık olurdu. Mayıs sonundaki bilmem kaçıncı ulusal tatilde, sabahın köründe arabaya atlayıp İspanya sınırını geçmeye karar verdik. Bask’a ilk yolculuğumuzda lezzetli mutfağı, ucuzluğu, şarapları, dik yamaçların yanıbaşındaki altın rengi kumsalları ve muhteşem denizi ile burası beni kalbimden fethetti. San Sebastian’la başlayan yolculuk Bilbao’da son buldu.

San Sebastian ve Zumaya

 

İlk durağımız Biskay Körfezi’ndeki San Sebastian. La Concha plajını gördüğümde nefesim kesildi. 1.500 metrelik altın rengi kumsal ve turkuvaz bir deniz. Arkanızda şehir, yanınızda yeşiller içinde tepeler. Fotoğraf çekmekten kendinizi alıkoyamayacağınız bir yer. Concha plajına bakan bir otelde 3-4 gün geçirmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Plajda dünyanın dört bir yanından insan var. Üstsüzler, çocuklu aileler yan yana tatil yapıyorlar. Kalabalık evet ama kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Bu tatil kasabasının hem lüks mağazalarından oluşan caddeleri, hem de “old town” denen bölümündeki küçük butikleri ve tapas barlarıyla dolu daracık sokakları var.
San Sebastian sörf turizmi için de ideal bir mekan. Günlük bağ turları, yamaç yürüyüşleri, müzeler, sergiler, şatolar ve ulusal parklar arasında mutlaka size hitap edecek bir şey bulacaksınız. Özellikle plajda düzenlenen Heineken Jazz Festivali (bu yıl 20-25 Temmuz tarihlerinde) kaçırılmaması gerekenler arasında.

 

Haritayı açıp San Sebastian’ın batısında kalan Zumaya’ya doğru sürmeye karar verdik. Zumaya’ya vardığınızda anlıyorsunuz ki, doğa sizi Bask’ta şaşırtmaya devam edecek! Güzeller güzeli Itzurun plajına mı yoksa onu çevreleyen ve 100 milyon yıl önce oluşmuş tortul kayaçlara mı daha çok bayıldım kararsızım. Yazarak ne kadar tasvir edilir bilmiyorum ama ayakkabılarımızın çamura bulanmasına aldırmadan, üzerinde yürüdüğümüz 150 metreye ulaşan dikey kayaçlar gördüğüm en etkileyici yeryüzü oluşumlarından biriydi.

Gaztelugatxe

 

Bilbo’ya (Bilbao) 35 km uzakta bir adacık olan Gaztelugatxe, Baskça “sarp kale” anlamına geliyor. Adacığa gitmek için uzun bir yol yürümek gerekiyor. Arabamızı park ettikten sonra yaklaşık 7 km’lik bir yürüyüş yaptık. Yer yer 20 derecelik bir eğim yapan patikada güneşin altında yürümek pek akıllıca bir hareket olmadı bizim için. Ancak manzara sizi öylesine cezbediyor ki, ne pahasına olursa olsun o yola katlanıyorsunuz. Aşağıya indikten sonra adacığın tepesindeki kilise hakkında ilginç bilgilerin yer aldığı bir tabelanın önünde soluklandık. 241 basamaklı taş merdivenleri tırmanıp tepeye varınca kilisenin çanını 3 kez çalmak bir gelenekmiş. Yol boyu susmayan kilise çanlarına sonunda bir açıklama geldiği için sevindik. En önemli dini ritüel, orkinos sezonu açıldığında azizlerin kötü havadan ve denizin tehlikelerinden denizcileri koruması ve bereketli bir sezon için gemilerin 3 kez iskele, 3 kez de sancak yönünde döndürülmesiymiş.

Dinlendikten ve su ikmali yaptıktan sonra 241 basamağı çıktım ve çanı da 3 kez çaldım! Ancak havanın sıcaklığı nedeniyle bir süre kendimi kilisenin gölgesinde serin taşlara bıraktım. Dönüş gözümde büyüyordu çünkü indikten sonra, arabaya ulaşmak için 7 km tırmanmak zorundaydık. Tabii çok daha kısa bir yol varmış ama benim inadım yüzümden (bildiğim yol güvenlidir mantığıyla) yokuşu tırmandık. Akşam ne dizlerim ne de squat’lar tutuyordu.
Not: Game of Thrones hayranlarının dikkatine, dizinin 7. sezonunda bir sahne bu adacıkta çekilmiş.

Bakio-Beach-BasqueDönüş yolu üzerinde Bakio’dan geçerken fotoğraftaki şu güzel ve sakin plajı keşfedip kendimizi kumlara attık. Burada plajın tam karşısında muhteşem bir deniz ürünleri restoranı var ki, balık yemeden dönmeyin. Fiyatlar Bask’a göre pahalı ama her cent’ine değer.

Bilbo

Bilbao-Bilbo-İspanya-Guggenheim-müzesiİspanyolca adıyla Bilbao’yu “overrated” bir şehir olarak nitelendiriyorum. Şehirdeki en önemli cazibe merkezi Guggenheim müzesi. Modern sanata bir türlü ısınamıyorum elimde değil. Bu nedenle müze de bende pek bir etki bırakmadı. Zaten yol boyunca gördüğüm yerler, özellikle Gaztelugatxe’den sonra karşıma hangi büyük şehir çıksa sıkıcı gelirdi. Bilbao’nun Bask direnişinde önemli bir rol oynamasına veya bu bölgedeki ticaret ve ekonominin merkezi olmasına diyeceğim yok ama günü birlik bir geziden daha fazlasını bence hak etmiyor. Tabii şık bir restoranda buz gibi Sangria’ları mideye indirmeden önce, sevgili iPhone’un bizi Bilbao’nun eski ve fakir mahallesine “merkez” diye götürmesi nedeniyle şehirle ilk tanışmam pek sevimli olmadı! Gözümüzün önünde siyahlara bir polis baskını ve her adım başı seks işçilerine raslamak beklediğimiz karşılama değildi. Neyseki haritaya yeniden konum girip kendimizi nezih bir semte atabildik…

Son olarak turist gözüyle paylaşmak isterim ki, az İngilizce biliyorlar ve size Baskça (İspanyolca da değil) yanıt veriyorlar. Fransızlar deniz tatiline Bask’a hücum ettiğinden bu dile de hakimler. İtalyanca biliyorsanız kesinlikle işe yarıyor. Trafikteki tüm yönlendirmeler iki dilde. Fakat Fransa’dan sonra yönlendirmelerin biraz kafa karıştırıcı olduğunu söylemem gerekir. San Sebastian’da otopark gereksiz pahalıydı. Gastronomi turizmi ile öne çıkan İspanyol Bask’ında yemek siparişinizden pişman olmanızın pek imkanı yok. En güzel kırmızı etleri ve dil balığını Bask’ta yedim sanırım. Tapasları, şarapları, etleri, taze sebze-meyvesiyle midenizin bayram edeceği kesin. Uçak biletlerini kıyaslamadım ama yeme-içme, otel ve kıyafet alışverişi açısından fiyatlar oldukça ucuz. Yıllar önce Vicky Cristina Barcelona filmini izleyip, Javier Bardem’lerle dolu olduğunu sandığımız (ve yanıldığımız) için Nihan’la Barcelona’ya gittiğimden bu yana İspanya’nın ne kadar güzel olduğunu unutmuşum. Son durumda İspanya için sıralamam 1. Bask, 2. Katalan bölgesi.

2 thoughts on “Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask

  1. javier bardem kısmına koptum =))))

    süper gezmişsiniz!! san sebastian gastronomik sebeplerle benim de gündemimde. yoksa ispanya’ya hiç gidesim yok. çünkü: biliyorum çok saçma ama, ispanyolca beni inanılmaz rahatsız ediyor. resmen konuşanın ağzına ağzına vurasım geliyor sus diye! o tıs tıs telaffuz, o abecilik… katlanamıyorum 😀 yine de buraların methini çok duyduğumdan olsa gerek psikolojik olarak hazırlıyorum kendimi, ben de gidicem! (hem belki katalanca daha farklıdır? bir umut.)

    Liked by 1 person

    1. Şiddetle tavsiye ederim Ege’ciğim. Baskça’nın Portekizce’yi andırdığını söyleyenler var ama o dili bilmediğim için bir şey diyemem. Fakat çok fazla sessiz harf yanyana gelebiliyor bu da İskandinav dillerini anımsatıyor. Dilbilimci kesildim mübarek çok anlarmışım gibi 🙂

      Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s