Başarısızlık algısı

başarı-başarısızlıkBugün tatsız bir konu olan ama hepimizin zaman zaman içine düştüğü bir durumdan “başarısızlık”tan bahsedeceğim. Çok katı bir eğitim sistemi olan Fransa’da, Türkiye’nin eğitim sistem(sizliği)nden çıkıp gelen bir öğrencinin aldığı notlar karşısında “başarısızlık” psikolojisine kapılması, hatta okulu bırakmayı istemesi, beni bu konuda düşünmeye itti.

Bu bireysel, münferit bir örnek mi? Hayır. Bence başarısızlıkla ilgili ciddi korkularımız var toplumca. Psikolog değilim, ama deneyim ve gözlemlerimden yola çıkarak konuyu irdelemek istiyorum. Türkiye’nin de dahil olduğu doğu toplumlarında başarısızlığa karşı pek tahammülsüz olduğumuzu gözlemlemek zor değil. Kabul edemiyoruz. Başarısızlık karşısında küsmek, pes etmek hele hele en tehlikelisi başkalarını suçlamak gibi çocukça davranışların nedenleri yetiştirilişimizde. 

Neden korkuyoruz? Çünkü, ailede “sus sen küçüksün, karışma” ile başlayan ve eğitim hayatında bir soruya yanlış bir yanıt verdiğimizde öğretmenin bizi yerin dibine sokmasına kadar devam eden, genlerimize sinmiş bir “kendine güven sorunu” var. Bunu aşmış, aşabilmiş veya ailesi tarafından bir birey gibi yetiştirilmiş kendinden emin çocuklarda bile, az da olsa bu başarısızlık korkusu zaman zaman nüksediyor. Bir insan hayatta hep mi başarılı olur? Hayır! Şairin “Ayrılık da sevdaya dahil” dediği gibi başarısızlık da hayatın bir parçası. Önemli olan ders çıkartıp ilerleyebilmekte. Oysa biz ilk başarısızlığımızda bunu bir yenilgi, bir düşman işgali gibi kodluyoruz kafamızda. Hep bir dış etken arıyoruz. “Ama…” “Çünkü…” Asla başarısızlığın kendimizden kaynaklanabileceği gerçeğini kabul edemiyoruz. Bu da başarısızlığı objektif bir şekilde ele alıp, sorunları tespit edip çözüm geliştirmemizi engelliyor.

Neden? Yine kültürel kodlar. Biz iyiyi değil, kötüyü konuşmayı severiz. Eğri oturalım doğru konuşalım. Biraz ağlak, ağdalı ve arabesk bir toplumuz. Söylemek istediğim biz bazı şeyleri büyütüyoruz, uzatıyoruz, gözümüzde devleştiriyoruz. Hatta maalesef pesimistlik, bardağın boş yarısına odaklanmak gibi de kötü bir huyumuz var. Batılı, yeni bir girişimi başarısız olsa bunun altındaki nedenleri tespit edip çok daha başarılı bir girişim başlatmak için heyecanla, hevesle yoluna devam eder. Yani en büyük kayıpları, başarısızlıkları bile farklı bir açıdan ele alıp, başarılı olmanın anahtarı olarak kullanır. Bunu biz niye yapamayalım?

İçinde bulunduğum ortam nedeniyle çok farklı kültürlerden insanları gözleyebiliyorum. Mesela düşük not alan Uzakdoğulu öğrencilerin, bunu soğukkanlılıkla karşıladığını, inanılmaz bir hırsla çalışıp resmen profesörü utandırırcasına iyi notlarla durumlarını düzelttiklerini görüyorum.

Hepimiz işte, okulda, sosyal hayatımızda, aile ilişkilerimizde başarısız olmuşuzdur. Peki başarısızlık kime göre neye göre? Öncelikle hedefimiz ne? Ulaşılması imkansız bir hedef mi koyduk kendimize acaba? Ya da başarı kriterlerimiz ne? Kriterlerimizi gözden geçirebiliriz. Veya kendimizi asla kıyaslamamız gereken kişilerin başarı hikayeleri ile mi kıyaslıyoruz? Başarılı olmak için her şeyi yapıyor muyuz yoksa başarıyı nadasa mı bıraktık? Daha sorulabilecek onlarca soru var…

Özetleyecek olursak başarısız olmaktan korkmamalıyız. Hatalarımızdan, başarısızlıklarımızdan çok fazla şey öğrenebiliriz. Pes etmeden, daha iyisi için mücadele ederek ve geçmişe değil de geleceğe odaklanmalıyız! Bu da benden 2017’nin son gazı olsun.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s