Orhan Pamuk’u neden sevemedim?

0FDAECF7-67B5-437A-988B-3AAF19D46773

Yıllardır tek bir kitabını okumadığım Orhan Pamuk’un Fransızlar arasında çok tanınan bir yazar olduğunu görünce (ve konuşmalar eninde sonunda Pamuk’a gelince) son kitabını okudum. Bir okur olarak, önce kitabın eleştirisine sonra da yazara yer vereceğim.
Geçen hafta arkadaşlarıma mesaj atıp Orhan Pamuk hakkında ne düşündüklerini sordum. İki ilginç yanıt geldi:
A: “Bence herkes seviyormuş gibi yapıyor bir şekilde ünlü diye”
S: “Hiç kitabını okumadım…. Bana cahil demedin mi?”
Artık Pamuk okumamak, beğenmemek toplumda nasıl bir algı yaratıyorsa…

Kafamda birden fazla tuhaflık…
Kafamda Bir Tuhaflık’ı 3 haftada bitirdim. Öyle ele alındığı gibi bir solukta okunabilen bir kitap değil. Kitabın başında bir aile ağacı var. Bu bana Yüzyıllık Yalnızlık’tan araklanmış gibi geldi. İçim kötü napıyım…

İlk sayfalardaki didaktiklik can sıkıcı. Yazar  “…… hikayemizin anlaşılması için okurlarımıza hatırlatacağım” diye araya giriyor. Bırak da okuyucu anlasın. Ya da anlamasın… Okumaya devam ederken kitabın çok öngörülebilir olmasına kızdım. Yani ilk başlığı görmemle birlikte (dikkat spoiler içerir) Mevlüt’ün yanlış kızı kaçırdığını bir tek ben anlamış olamam herhalde. Fakat hakkını yemeyelim, 1. bölümde kitap güzel akıyor. İkinci bölümde ciddi bir zaman sıçrayışı yaparak, olaylar 12 yıl ileriye atlıyor. Yazar, yine okuyucuya aptal muamelesi yaparak ya da hedefindeki Batılı okuyucuya uzun uzun bozayı tarif ediyor. Hani sanki boza gibi eksantrik bir şeyi tarif ettiğim bir olay örgüsü kurgulasam da Batılıları mest etsem diye karakterler yaratmış Orhan Pamuk (bundan böyle O.P. olarak metinde geçecek). Türkiyeli okura pek bir vaadi bulunmayan bu kitaplar Türkiye’de nasıl çok satıyor anlamadım. Elit merakı olsa gerek…

Diyaloglar fazla yüzeysel değil mi sizce de? Karakterlerde ve konuşmalarda çok fazla stereotip var. O.P. Türkiye’nin batılılaşma sürecini batılıya anlatmaya kalkmış ama bugün yaşadığımız kültürel kimlik sorunlarının tarihsel ve sosyolojik kökenlerine hakim olmadığından, becerememiş.

Üçüncü bölümde romanı kesip, kahramanı okuyucuyla konuşturuyor. Hatta gerçekmiş gibi “olur da karşılaşır/tanışırsak….” diyor. Bu bakımdan özgün geldi, bugüne kadar okuduğum kitaplarda rastlamadığım bir teknik olduğu için. Kitapta beğendiğim nadir şeylerden biri. Roman boyunca aynı olayı farklı kahramanların ağzından tekrar dinliyoruz. Hikayeye yeni bir şey katıyor mu derseniz bence hayır.

100lü sayfalarda tıkanma. Kitap durağanlaşıyor, ittir kaktır gidiyor. Bu sırada gözüm arka kapağa yeniden ilişiyor: “O.P üzerinde 6 yıl çalıştığı romanı…” yazıyor. Yani 6 yıl çalışıp bunu çıkarıyorsa, kapasitesinin tamamını kullanmadı herhalde diye düşünmek istiyorum.. Ya da aşırı abartılmış bir yazar olduğunu düşünmekte haklıyım. Aslında beni haksız çıkaracak, tükürdüğümü yalayacağım diye heyecanlanarak okuyorum ama kitap gerçekten sıkıcı. Özellikle Türkiye siyasi tarihini vermeye çalışırken “sığ” kaldığı için ne o dönemi okura geçirebiliyor, ne de kahramanları arka planla bütünleştirebiliyor. Türkiye tarihi, bir kenar süsü olarak kalıyor.

Şu mektup kargaşası, biraz yine tahmin edilebilir olsa da kitaptaki en yaratıcı şey. Fakat bu da sakız gibi uzamış. Kitap sanki erken bitiyor ama yazar bittiğini fark etmediği için bir 70-80 sayfa kadar daha yazmış hızını alamayıp. Özellikle son bölüm bir yere bağlanacak diye bekledim ama neye hizmet ettiği belirsiz. Yazılmasa bile kitap bitmiş olurdu.

Özetlersek; genel olarak, kitabın okutturan ve farklı yanı nostaljik bir İstanbul tasviri. Belli O.P, Nişantaşı’nda bozacıyı da yoğurtçuyu da onların sokaklardan silinişini de görmüş veya dinlemiş…Ama anladığım kadarı ile O.P. her kitabında buna yer veriyormuş. Bilmem doğru mu her kitabını okuyanlara sormalı. Ama siyaset? 70’ler, 80’ler Türkiyesi? Yok abicim sen bu kısımlara allah aşkına bulaşma. Eğreti duruyor sende. Sen otur güzel güzel İstanbul yaz ki sabit okuyucu kitlen mutlu olsun.

Biyografi

3B25A42C-CC02-405B-81DA-615A466A0478473F9530-E874-43EF-829B-5945E944C426

Kitabı bitirdikten sonra, yorumlarımda çok mu acımasız olmuşum diye görmek için Goodreads’e girdim. Kitabı beğenenler ezici çoğunlukta olmasına rağmen, başta Onur’unki olmak üzere sağlam ve nokta atışı eleştiriler var. Birden aklıma O.P. ile çalışmış insanlardan dinlediklerim geldi. Çoğunlukla olumsuz. Egosantrik, üstten bakan, onunla çalışanlara (deneyimi ne olursa olsun) bunun bir lütuf olduğunu ima eden hatta açık açık söyleyebilen bir yazar(mış). “Emekçi” olmak veya olmamak. İşte bütün mesele bu!

Snob! Her elime aldığım kitapta yaptığım gibi önce arka kapağa, sonra da yazarın biyografisine baktım. Biyografinin daha ilk cümlesinde Nişantaşı’nda büyüdüğü yazıyor (sanki bilmeyen kalmış gibi). Eh bu da teorimi doğrular nitelikteki ilk veri; zenginlerin romancısı/yazarı. Biyografiye devam ediyoruz. Zilyon tane ödüle yer verilmiş. Nobel de dahil, özellikle Fransa’da ve AB ülkelerinde çokça ödül almış kendisi. Acaba diyorum ülkemizin güzide ve gerçek edebiyatçıları bu ödülleri neden teğet geçiyor? Yoksa O.P. gerçekten bir halkla ilişkiler projesi mi? Vitrin güzel ama içerisi dağınık… Türkiye içindeki ödülleri anladım da Avrupa’dan gelen ödülleri anlayamadım (bu kitabı okumadan önceki yorumumdu). Kitapta birkaç sayfa ilerleyince apaçık ortada. Avrupalı egzotik bir şeyler buluyor romanda. Çünkü Batılı kendi steril, tekdüze ve düzenli yaşamından bakınca oryantal ülkeler onlara masalsı, heyecanlı ve büyüleyici geliyor. Öte yandan, asla o kadar baharat kokmak istemiyorlar 🙂

Dönelim Pamuk’a. İlk ve tek siyasi kitabı Karmış. Ben demiyorum biyografi diyor. Bir şaştım önce! Pamuk ve siyaset. Haydi canım sen de… Konusuna baktım ilgim daha da kabardı. Kendime not; Kar ne kadar sattı diğer kitaplarıyla karşılaştır!

Zevkler ve renkler tartışılmaz diye konuyu tatlıya bağlayalım. O.P. kendini tatmin ve tekrar eden metinler yaza dursun ben bir daha kitabını almam. Fransız arkadaşlarıma hediye olarak, Aslı Erdoğan’ın Fransızcaya çevrilen kitaplarından hediye etmeye devam ederim. Okuduğumda bana başka ufuklar açan, beni başka dünyalara götüren Zweig, Atwood, Oğuz Atay, Aslı Erdoğan, Yaşar Kemal, Orwell ve Márquez gibi muhteşem yazarlarla yola devam…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s