Call me by your name

Call me by your nameBugüne kadar onlarca güzel film izlemişimdir. Hele konu romantizm, aşk olunca eline su dökülmez yönetmenler, filmler aklıma geliyor. Ama dün Call Me by Your Name‘i izlediğimden beri filmin etkisinden çıkamadım. Filme 10 üzerinden 10 veremem. Öte yandan diyaloglar, müzikler iki gün oldu kafamda dönüp duruyor. Kuzey İtalya’nın güzelliği mi, filmin çekildiği evin dokusu mu, oyuncuların rolün hakkını vermenin ötesine geçmesi mi, 80’ler mi, mevsimlerden yaz olması mı, yoksa sadece işlenen aşk mı beni bu kadar etkiledi bilemiyorum. Tabii itiraf ediyorum filmdeki müzikler ve Armie Hammer’ın muhteşem fiziği (ve gülüşü) yüzünden filmi tarafsız izleyemedim.

Eğer fırsatınız olursa ve önyargılarınızdan sıyrılırsanız filme şans verin. Finale yaklaşırkenki baba-oğul diyaloğu efsaneviydi. Keşke herkes böyle bir aileye sahip olabilse, aşkını ve aşk acısını, her ne hissediyorsa onu sonuna kadar yaşaması için cesaretlendirilebilse. Yağmurlu bir Fransa akşamında boğazıma kadar romantizme batmış olduğumdan Luca Guadagnino’nun ellerine sağlık…

İki yeni dizi önerisi

 

Soğuklar bastırdı, diziler yine baş tacı oldu diyerek başlayacaktım ama dün dağıtılan Golden Globe ödülleri güne damgasını vurdu. Ödüllerini çok yerinde bulduğum Little Big Lies (bugünlerde Türkiye’de ilgi gören Ufak Tefek Cinayetler‘in esinlendiği dizi olur kendisi) ve kitabını yıllar önce okuduğumda aklımı başımdan alan The Handmaid’s Tale‘i mutlaka izlemelisiniz.

Geçen yıl başarılı bulduğum dizilerle ilgili bir yazı yazmıştım. Heyecanla o dizilerin yeni sezonlarını beklerken, son bir ayda radarıma takılan iki dizi var ki, onları da buraya not düşmek isterim.

Continue reading “İki yeni dizi önerisi”

Akşama ne izlesem?

Geçenlerde sevgili japonkedi‘nin blogunda tavsiye ettiği Big Little Lies‘ı bir solukta izledim ve çok beğendim. Bunun üzerine ben neden son zamanlarda etkilendiğim üç diziden bahsetmiyorum da kendime saklıyorum dedim. Bu yazı sık sık yeni dizi sormak için beni arayan kardeşime ve arkadaşlarıma gelsin: Mozart in the Jungle, A Series of Unfortunate Events ve The O.A.
Continue reading “Akşama ne izlesem?”

Festivalden bir film

Geçenlerde şehre Nordik Film Festivali geldi. Festivalde iki film ilgimi çekiyordu, yalnızca birini Miekkailija’yı (The Fencer) izleyebildim. Finlandiya, Estonya ve Almanya ortak yapımı film, Estonyalı eskrimci Endel Nelis’in yaşamından bir dönemi anlatıyor. Benim gibi 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa dönemine ilgi duyuyorsanız bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

Continue reading “Festivalden bir film”