Oturma izni

calisma-izni-ab-blue-cardOturma izni üzerine yazmayalı çok olmuş. Memlekette döviz yükselme eğiliminde oldukça, yurtdışına gitmek isteyenler, arayışta olanlar da arttı haliyle. Son üç yılda çevremdeki insanlar Amerika, Kanada, Dubai, Singapur, Belçika, Almanya, İsviçre, Hollanda, Malta, Panama, İtalya ve İngiltere’ye göçtü. Kimi iş ayarlayıp gitti, kimi riske girdi orada bir şeyler bulurum en kötü öğrenci olurum dedi ve gözü karartıp gitti.

Continue reading “Oturma izni”

Uluslararası çizgi roman festivali

Corto Maltese / Hugo Pratt

46. Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali’ne, bence İtalyan çizer Milo Manara’nın ve Batman’in 80. yıldönümü sergisi damgasını vurdu. Hayatımda Louvre Müzesi dahil hiç bir müze veya konser için yapmadığım bir şeyi yapıp, Batman sergisi için tam iki buçuk saat yağmur ve soğuğun altında sırada bekledim. Değdi mi derseniz, evet gerçekten değdi.

Continue reading “Uluslararası çizgi roman festivali”

Baharat atölyesi

Fransızlara Türk mutfağının olmazsa olmazı, tadı tuzu baharatlar ve bitki çaylarıyla ilgili bir atölye yaptım. Söylemesi kolay! Gel de dinleyicilerin anadilinde anlat bakalım! Deli işi ama iki arkadaş yaklaşık bir aydır içeriğini ve hangi baharatları anlatacağımızı ara ara bir araya gelip çalışarak, Türkiye’den her gelene eksik baharatlarımızı getirterek hazırlandık ve alnımızın akıyla çıktık.

Continue reading “Baharat atölyesi”

Noel’de Berlin

2018 bitmeden bir yazı yetiştirmek istedim ama olmadı. Çünkü güzel bir gelişme oldu. Kış uykusuna bürünmüşçesine ağır geçen yılın son çeyreğinin son günlerinde freelance bir iş aldım (Böylece yeni yıl dileklerimden ilki 31 Aralık’tan önce gerçekleşti). Yoğunluktan ve 10 günlük noel tatilinde yaptığım Berlin kaçamağı yüzünden blogun başına oturamadım.

Bu Almanya’ya ikinci gidişimdi daha önce Münih’i görmüş ve Neuschwanstein şatosuna, Bavyera’ya bayılmıştım. Berlin’le ilgili kafamdaki olumsuz imaj nedeniyle bu şehri görmeyi hep erteledim. Ancak beni hayat dolu, çok kültürlü, dinamik, temiz ve her yerinden sanat ve tarih akan bir kent karşıladı.

Continue reading “Noel’de Berlin”

Restoran kültürü

restoran-fransa
Gerçek bir Fransız menüsü yediniz mi bilmiyorum ama bizim kültüre uzak bir restoran kültürleri var bu Fransızların. Masaya oturdunuz. Şanslıysanız 5 dakika içerisinde garson elinde menülerle gelir ve hemen “apero alır mısınız?” diye sorar. Bu çok kilit bir soru. Çünkü garson orada size, siparişi almaya geç geleceğinin, yemeğin hazırlanmasının uzun süreceğinin sinyalini verir. Bir şeyler içerek sakince oturmanı bekler ki Fransızlar için beklemek çok normaldir.
Continue reading “Restoran kültürü”

Annelerin WhatsApp kabusu

whatsapp-mesajY kuşağı annelerinin akıllı telefon bağımlılığı ile birlikte ebeveynlik davranışları da değişmeye başladı. Çocuklu arkadaşlarımla sohbetlerimiz sırasında sık sık veli whatsapp gruplarından dert yanıyorlar. Çocuğum olmadığı için neden bahsedildiğini anlamıyordum. Konuyu biraz deşince altından ciddi ve kronikleşmiş bir sorun ortaya çıktı.
Continue reading “Annelerin WhatsApp kabusu”

Başyapıt denilebilecek bir roman

Agota-Kristof-Buyuk-Defter

Uzun zamandır bu kadar sarsıldığım ve etkilendiğim bir roman olmamıştı! Bu yıl elime geçen en iyi kitabı tanıtmak istiyorum sizlere. Agota Kristof’un Büyük Defter’i (Le Grand Cahier) okumak için resmen geç kalınmış bir eser (ve yazar)! Bitmesini hiç istemeyeceğiniz, hemen ikinci kitabı alıp okumaya başlayacağınız bir roman. Büyük Defter; Kanıt ve Üçüncü Yalan ile devam eden üçlemenin ilki.

Spoiler vermeden ilk kitabı anlatmak istiyorum ama kitabın güzelliği yanında o kadar aciz bir çaba olacak ki özetlemek…. Büyük Defter; savaşla parçalanmış ve işgal kuvvetlerinin elindeki bir ülkede, Claus ve Lucas’ın, anneleri tarafından anneannelerine bırakılmasıyla başlıyor. Oldukça kötü bir şöhreti olan anneannenin yanındaki ikizler, büyüklerin dünyasında var olmaya çalışırken hayatı, yazmayı ve acımasızlığı öğreniyor. Yazar ikizlerin gözünden olayları tüm çıplaklığıyla verirken, üç kitabı da birbirine ilginç bir kurguyla bağlıyor ve gerçek nerede bitiyor, yalan nerede başlıyor okuru şaşırtıyor. Özellikle kara mizah severlerin kaçırmaması gereken bir anlatı.

Yeni keşfettiğim ve hemen en sevdiğim yazarlar arasına giren Kristof’un ilginç bir hayatı var. Merak edenler buradan okuyabilir. Anlatımının gücü, yaşadıklarından geliyor diye düşünüyorum. Eserlerinin hepsi de çok yalın bir dille yazılmış. Yazılar bir şiir gibi akıyor. Şu ana kadar beş kitabını birden okuduğum tek yazar diyebilirim. Keşke yazmaya daha erken başlayabilse ve daha fazla eser bırakabilseydi…