Kedi…

Cat-chat-kedi

Kediler doğanın başyapıtıdır. Leonardo da Vinci

Kediler üzerine ne zamandır yazmak istiyordum. İlham desen hep var ama iş bu canlının muhteşemliğini yansıtacak kelimeleri bir araya getirebilmekte… Kendinden bu kadar emin ve kendine bu kadar aşık edebilen başka bir hayvan var mı? Şairlerin ve yazarların en iyi arkadaşı… Edebiyata, sanatın pek çok türüne hatta pilates, yoga gibi aktivitelere de sızmış bir canlıdan bahsediyoruz burada. Yani düşünsenize öyle bir canlı ki, politik gündemi bile belirleyebiliyor, canı isterse trafoya giriyor, elektrikleri kesiyor falan 🙂

Continue reading “Kedi…”

Sardunya yolcusuna notlar

Cala Luna_SardegnaAylar öncesinden kararlaştırılan bu tatili iple çekiyordum. Sardunya’dan bir iki plaj fotoğrafına bakınca işte budur dedim. Biletler alındı rezervasyonlar yapıldı, araya bir Türkiye ziyareti girdi derken sonunda gittik. Sardunya’ya Ağustos’ta gitmeyin! Tatilin ilk iki günü inanılmaz nemliydi ama sonra rüzgar bizi kurtardı. Turkuvazın binbir tonu denizi, altınkum plajları ve restoranlarıyla enfes bir Akdeniz adası.
Continue reading “Sardunya yolcusuna notlar”

Sisteme isyan edenlerin kasabası

 

Tatilde Sardunya’daydık. Görülmesi gereken bu adayla ilgili gözlemlerimi ve tüyolarımı gelecek yazıda paylaşacağım. Ama önce sizi adanın doğusunda bir kasabaya götürmek istiyorum. “Banditoların”, anarşistlerin, otoriteye karşı haklarını savunanların mesajlarını duvarlara çizdiği, direne direne kazananların kasabası; 1.000m yükseklikte yer alan Orgosolo!

Orgosolo, belki de her Sardunya turistinin görülecekler listesinde yer almaz, ama Sardunyalıları anlamak için önemli. “Murales” denen 300’e yakın duvar resmi bir antropoloğun rüyası, hatta harika bir tez konusu olabilir. Kübizm izleri taşıyan çizimler; Sardunya tarihi, İtalyan politik skandallarından Vietnam’a, İspanya iç savaşından Şili’ye kadar küresel sosyal adaletsizlik, kadın hakları, çocuk işçiliği gibi pek çok konuya dikkat çekiyor.

Continue reading “Sisteme isyan edenlerin kasabası”

Favori mekan

François_mitterand_bibliothequeBir şehre yerleşmek için üç kriterim var; palmiye, limon ve zeytin ağaçlarının varlığı! Yani iklimi…. Fakat şimdilerde listeye bir madde daha girdi. Kütüphane! Yaşadığım şehirde favori mekanım kütüphane desem bana inanır mısınız? Fransa’ya taşındığımızda ilk yaptığım şey kütüphaneye üye olmaktı! Yaz ayları hariç haftada en az bir kere gitmeye çalışıyorum. Kütüphaneyi yalnızca sunduğu olanakları, etkinlikleri, kitapları ve multimedya çeşidi için sevmiyorum. Binanın mimarisinden başlayan bir cazibesi var, kendimi iyi hissettiriyor. Bu devirde benden başka çıkar mı acaba kütüphane meraklısı bir başka deli?

Yolum ilk kez bir hafta sonu düştüğünde kütüphanenin kalabalıklığına çok şaşırmıştım. Oysa bir avuç insan oluruz diye düşünüyordum. Avrupa’da insanlar cumartesilerini cafelerde, alışveriş merkezlerinde geçirmek yerine kütüphaneye geliyormuş demek ki. Bu da neden bizim yerimizde saydığımızı (hatta daha da cahilleştiğimizi) onların da sürekli olarak neden ilerlediğini özetliyor!
Continue reading “Favori mekan”

Tatildeyim döneceğim…

Screen Shot 2017-08-06 at 22.26.50Leylek bir süredir havada olduğundan blogu da ihmal etti. Temmuz ayı, annem ve arkadaşıyla batı Fransa’yı tavaf etmekle geçti. Chenonceau şatosu ve daha önce yazdığım (Leonardo Da Vinci’nin mezarının bulunduğu) Chateau d’Amboise’yi gezdik. Ardından aylardır beklediğim Saint-Emilion Jazz Festivali’ne gittik. Neye niyet neye kısmet oldu benim için. Stacey Kent yine güzel sesiyle büyüledi ama yepyeni bir ses keşfettim. Hugh Coltman. Bu adı bir yere not edin ve şehrinize konsere gelirse sakın kaçırmayın. Her şarkıyı hissetmekle kalmadı, bizlere de hissettirdi. Her ne kadar sahne performansını yansıtmasa da “Smile”ı ve onu beğenirseniz de “Nature Boy”u dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Caz festivali ve Saint-Emilion turundan birkaç gün sonra Türkiye’ye uçtum. 7 aydır uzak kaldığım memlekette özlediğim şeylerin başında; kendi reklamını yapamamış ama bence dünyanın en zengin mutfağı olan Türk mutfağı, dostlar, Ege sahilleri ve 1 saatten kısa sürede soluğu aldığım güzeller güzeli Yunan adaları geliyor! Çatlayana kadar özlediğim ne tatlar varsa yedim içtim…

Özlemediğim şeylere gelirsek, bence gelmeyelim… Çünkü uzun olur. Avrupa’da yaşayınca buranın dinginliği üstüme sinmiş olacak ki, ülkemin kaosu bana fazla geldi. Az önce valizimi kapattım ve asıl deniz tatiline doğru yola çıkmaya hazırım. Ağustos sonuna kadar yeni bir yazım olamayacak, tatile çıkacaklara ve tatilde olanlara güzel ve keyifli günler dilerim!

 

Neden çocuk istiyorsunuz?

baby-bebek-babiesBu sorunun zıttını çok duyuyorum: “Neden çocuk istemiyorsunuz? Çocuk çok güzel bir şey”. Bu soruya sonunda insanların meraklı burunlarını birkaç dakika sokmalarını engelleyen bir yanıt keşfettim: “Çocuk sahibi olmanın ne demek olduğunu bilmediğim için ne kaçırdığımı bilmiyorum yani ortada üzüntü ve pişmanlık yok. Tadını bilmediğim bir yemek için ne büyük bir lezzeti kaçırıyorum diyemem değil mi?” Bu yanıt üzerine bir an es veriyorlar. Sonra yine “ama…..” diye başlıyorlar. Ortam müsaitse, yani tartıştığım kişi kaldırabilecekse “Doğurganlığımın olması illa ki bu yeteneğimi kullanmamı gerektirmiyor? Her kadın anne olmak zorunda mıdır? Bence hayır. Dişi bir hayvan da üreyebilir, bunun mucizeyle alakası yoktur.” Bu yanıttan sonra yüzlerde oluşan ifadeyi görünce şahsen ben çok eğleniyorum. Çünkü bu annelik Türkiye’de özellikle öğretilmiş bir şey. Her kız/kadın önce gelin olmak/evlenmek ardından da anne olmak üzere yetiştiriliyor. Dolayısı ile karşı argümanlar soğuk duş etkisi yapıyor.
Continue reading “Neden çocuk istiyorsunuz?”

Adım adım Tilda

Çevremde çok yetenekli arkadaşlarım var. Özellikle el yeteneği gelişmiş insanlara saygı duyuyorum çünkü ben makası doğru tutamayan, düz çizgi üstünden bile kağıdı yamuk yılık kesebilen biriyim. Solaklığıma verip geçiştiriyorum ama aslında durum vahim! İşte benim bu durumumdan henüz haberdar olmayan arkadaşımla Tilda bez bebek atölyesi yaptık. O daha önce Türkiye’de kursa gidip öğrenmiş. Yukarıdaki resimdeki bebeklerin yaratıcısı Nazan, sağ olsun evini, kumaşlarını ve dikiş makinesini bana açtı. Burada not düşeyim beceriksizliğim karşısında dehşete düşünce makineyi bozmamam için makinelik dikişleri o yaptı 🙂 Yani biraz imece usulü olsa da ilk Tilda’mı yaptım.
Continue reading “Adım adım Tilda”