Karantinada 8. gün

Bugün karantinanın Nisan sonuna uzatıldığını öğrendik. Buna ek olarak, gece 22.00 ile sabah 05.00 saatleri arasında sokağa çıkmak kesinlikle yasaklandı. Fiziksel aktiviteler için mesafe 1 km ve 1 saat ile sınırlandırıldı. Tüm bunlar geçince sanki çok uzun ve çok gerçekçi bir korku filmi, bir distopya izlemişiz gibi gelecek. Geriye dönüp karantina günlüğümü okuyunca ruhum sıkılacak ve nasıl da atlatmışız o günleri diye düşüneceğim muhtemelen.

Pilates eğitmenimin hazırladığı ve Corona günlerinde bizlerle paylaştığı 30 dakikalık videoyla egzersiz yaptım. Gerçekten çok iyi geldi. Psikolojik olarak iyi geldi çünkü içinde bol bol nefes egzersizi var. Tam da bugünlerde ihtiyacımız olan şey. Doğru nefes ve akciğer kapasitesini güçlendirmek. Küçük bir not, bağışıklığımızı güçlendirmek için doğru beslenme ve market alışverişi hakkında Refika güzel bir video çekmiş, buradan izleyebilirsiniz. Hem akıl hem fiziksel sağlığınıza dikkat edin.

Karantinada 7. gün

Evde vakit geçirme süresi arttıkça, evin kirlenme ve bulaşık makinesinin dolma hızı asap bozuyor. Sabah iki saat süren, çamaşır sulu temizlik maratonuyla haftalık temizlik yapıldı. Attila, İtalyan’larla (evet hala çalışan bir kesim var) telekonferans yaparken, arkadan gelen elektrikli süpürge sesi için özür diliyordu. Evde hem iş hem temizlik bir arada olunca sonucu da bu 🙂

Öğleden sonra 1 saatlik yürüyüş yaptım. Bir haftadır ilk kez 5 km civarı yürüdüm. Oldukça iyi geldi. Umarım eve kapanan herkes bir şekilde fiziksel aktivite yapabiliyordur, çünkü hem bağışıklık sistemini güçlü tutmak hem de damar yollarının tıkanmasını engellemek için oldukça önemli. Neyseki internette pek çok ücretsiz ve evde yapılabilecek egzersiz videoları bulunuyor.

Bugünkü yazımı bitirmeden varoluşsal sorumu şuraya bırakıyorum. Bu pandemi bitip de her şey eskisine dönünce, bizde kalıcı psikolojik hasarlar bırakacak mı acaba? Travma sonrası stres bozukluğu gibi mesela? Her şeye rağmen sağlıklı günler herkese.

Karantinada 6. gün

İnsanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğini fazlasıyla hissediyoruz bugünlerde. Kendi halimizde kalmak, sevdiklerimizle telefonlaşmak, mesajlaşmak bir yere kadar. Dolayısıyla arkadaşlarımızın davetine olumlu yanıt verdik. İnsan görüp, sosyalleşmeyi özlemişler, biz de özlemişiz. Ne öpüşüldü ne de tokalaşıldı. Eve adım attığımız gibi eller yıkandı.

Yedik, içtik, Catan oynadık, televizyon izledik ama kafalarda ve sohbetlerde Coronavirus gündeme hep hakimdi. Bu yüzden oyun her zamanki gibi hararetli ve kıran kırana geçmedi.

Giderken de dönerken de yollar bomboştu. Aslında Avrupa’nın klasik bir pazarından farklı değildi. Çünkü Batı, kutsal pazar gününde tüm dükkanları kapatır, minimum seviyede dışarı çıkar. Karantinada her gün pazarmış gibi yaşanır oldu zaten. Atlatacağız; sabırla, başkalarına saygı göstererek, hijyenimize özen göstererek, dışarı çıkmayarak…Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 5. gün

Sessiz bir cumartesi…Polis, hafta sonu olduğu için sokağa çıkma yasağını daha sıkı tutuyor. Parka doğru bir saatlik yürüyüş yapmak dışında bugün Roma İmparatoruluğu’yla ilgili bir belgesel izledik. Üç sezonu da bitirdik.

Öğleden sonrayı Mikado ve Set oynayarak geçirdik. Mikado benim için çocukluk demek. Fransa’da yeniden oynamaya başlayınca nostalji oldu benim için. Set ise, insana kafayı yedirten, kuralları doğru anlamanın bir kerede mümkün olmadığı deli bir oyun. Geçtiğimiz ekim ayında İstanbul’dan bizi ziyarete gelen arkadaşlarımızın ince düşünceli bu hediyesi karantinada kurtarıcımız oldu.

Akşamları 20.00’da Fransızlar sağlık emekçilerine destek olmak için alkışlama kampanyası başlatmıştı. Türkiye’dekinden daha önce başlayan bu eyleme, bizim sokaktan katılım olmuyordu bu akşama kadar. Karşı komşumuzun başlattığı alkışlara biz dahil 4 evden destek geldi. Koskoca bulvarda biraz sönük bir eylem oldu. Böyle çaresiz zamanlarda içimizdeki iyilik bizi kurtaracak. Umarım yarın daha geniş bir katılım olur. Sağlıklı günler dilerim.

Karantinada 4. gün

Bugün cuma ama diğer günlerden bir farkı yok çünkü ne restoran, ne cafe ne de bar açık. Evdeki bitki çayları ve greyfurt sularıyla bağışıklık sistemimizi desteklemeye devam ettiğimiz yeni bir gün.

Dün belediye başkanımız güzel bir haber verdi. Parkları ve bahçeleri kamuya açtıklarını, herkesin sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun davranmasını beklediklerini, toplu sporların hala yasak olduğunu belirtti.

Karantinada hareketsizlikten ve ister istemez karbonhidrat tükettiğimden kilo alacağım. Canım tatlı çekince, Refika’nın sağlıklı, unsuz ve şekersiz yulaflı muhallebi tarifini denedim. İçine badem ve yabanmersini katarak kendi zevkime göre biraz değiştirdim.

Bugün süpermarket alışverişine çıktık çünkü karantinanın daha sıkı tutulacağına dair söylentiler dolaşmaya başladı sosyal medyada. Gittiğimiz süpermarket Monoprix’de gıda reyonları doluydu. Kullan at eldivenlerle, zemin temizliğinde kullanılan ıslak bezler bitmişti sadece. Kasiyerlerin güvenliği için tavandan yere kadar sarkan naylonlar asılmış. Kasiyerle aranızda naylon bir duvar gibi ama ödemeyi yapabilmeniz için elinizin girebileceği kadar bir açıklık var. Markete belli aralarla ve marketten çıkan insan sayısı kadar müşteri alıyorlar. Kimi insanlar maskeli, kimileri hem eldivenli hem maskeli. Herkes birbiriyle mesafeyi koruma konusunda son derece hassas. Topluca aklımızı oynatmadan bu acaip günler bitecek mi? Hem akıl hem fiziksel sağlığınızın yerinde olduğu günler dilerim.

Karantinada 2. gün

Artık haberlerin iç karartıcılığından mı, yoksa mevsim geçişinden mi bilmiyorum ama gün migrenle başladı. Netflix’te tarihi belgesel izlemek, yemek yapmak ve bahçede güneş altında yarım saatlik bir açık hava gezintisiyle günü tamamladık. Şanslıyız ki sitemize ait büyüklüğü fena sayılmayacak bir bahçemiz var. Sokağa çıkmasak da ağaçların altındaki banklarda oturmak bile iyi geliyor.

Sokaklar gerçekten boş. Tek tük insan veya araba geçiyor. Böylesine sakin bir ortamda tam da sıcaklıklar 18 dereceye ulaşmışken dışarı çıkmak nasıl da cazip… Eh işte insan psikolojisi yasaklar daha tatlı geliyor 🙂 Sağlıklı ve sabır dolu günler…

Coronavirus karantinasında gün 1

Mart itibarıyla tüm ülkeleri etkileyen bir pandemi krizine dönüşen Coronavirus’un Fransa’da yayılmasını engellemek amacıyla 17 Mart 2020 saat 12.00’da -15 günlük- sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sokağa çıkmak için bir bildirim doldurup yanımızda taşımamız gerekiyor. Aksi halde para cezası 35 ile 135 Euro arasında değişiyor. Cezasında değilim ama böylesi gergin ve olağanüstü bir ortamda polisle tartışmak istemem açıkçası.

Karantinanın ilk günü, hem Fransa’daki hem de ailem ve arkadaşlarım için endişelendiğimden Türkiye’deki gelişmeleri Twitter’da takip ederek geçiyor. Her 2 saatte bir telefonumu şarj etmek zorunda kalıyorum! Bir yandan aylardır yazmadığım blogumu yazmaya başladım. Karantina günleri boyunca her gün yazmayı hedefliyorum umarım başarırım. Diğer yandan, evden çalışan Attila’nın bağıra çağıra yaptığı telekonferanslarına rağmen kitap okumaya çalışıyorum 🙂

Bu garip günler, aynı zamanda gerçek dostlarımın kim olduğunu görmemi de sağlıyor. Beni arayıp soran veya karantinada sıkılmamam için konser, film, podcast önerileri paylaşan canlar iyi ki varlar. Bu virüse yakalanmadan kurtulabilecek miyiz, kontrol altına ne zaman alınır, yaşamlarımıza kaldığımız yerden devam edebilecek miyiz, ekonomiler ve hükümetler nasıl etkilenecek gibi deli sorular hepimizin kafasında… Yaşayıp göreceğiz. Herkese sağlıklı günler diliyorum.