Uluslararası çizgi roman festivali

Corto Maltese / Hugo Pratt

46. Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali’ne, bence İtalyan çizer Milo Manara’nın ve Batman’in 80. yıldönümü sergisi damgasını vurdu. Hayatımda Louvre Müzesi dahil hiç bir müze veya konser için yapmadığım bir şeyi yapıp, Batman sergisi için tam iki buçuk saat yağmur ve soğuğun altında sırada bekledim. Değdi mi derseniz, evet gerçekten değdi.

Continue reading “Uluslararası çizgi roman festivali”

Noel’de Berlin

2018 bitmeden bir yazı yetiştirmek istedim ama olmadı. Çünkü güzel bir gelişme oldu. Kış uykusuna bürünmüşçesine ağır geçen yılın son çeyreğinin son günlerinde freelance bir iş aldım (Böylece yeni yıl dileklerimden ilki 31 Aralık’tan önce gerçekleşti). Yoğunluktan ve 10 günlük noel tatilinde yaptığım Berlin kaçamağı yüzünden blogun başına oturamadım.

Bu Almanya’ya ikinci gidişimdi daha önce Münih’i görmüş ve Neuschwanstein şatosuna, Bavyera’ya bayılmıştım. Berlin’le ilgili kafamdaki olumsuz imaj nedeniyle bu şehri görmeyi hep erteledim. Ancak beni hayat dolu, çok kültürlü, dinamik, temiz ve her yerinden sanat ve tarih akan bir kent karşıladı.

Continue reading “Noel’de Berlin”

Dans, düğün, festival…

Canım biricik arkadaşım Nihan’ın sosyal medya hesaplarını dondurmasının ardından japonkedi’nin şu yazısını da okuyunca, sosyal medya detoksu yapmaya başladım. “Kesin dayanamam, 1 haftaya kalmaz alemlere dönerim” diyordum ki, 45 günü geçti hala “temizim”. Sosyal medyadan eli ayağı çekince bir bağımlı olduğumu anladım. Bu süre zarfına; bir Angoulême çizgi roman festivali, İran’lı arkadaşımın düğünü nedeniyle maceralı bir La Seyne-sur-Mer yolculuğu, flamenko gösterisi, Star Wars müzikleri konseri, tiyatro atölyesi ve bir Orhan Pamuk kitabı sığdırdım. Ne Instagram’a, ne Facebook’a girmedim, hiç birini paylaşmadım…Yok fotoğraf çekeyim, yok filtre ve hashtag seçeyim, hangisini paylaşayım diye kendimi meşgul etmediğimden, anın tadını çıkardım ve çok daha kaliteli vakit geçirdiğimi fark ettim. Kim ne yapmış ne yemiş ne içmiş ilgilenmediğim gibi, kimse de benim ne yaptığımı bilmiyor kafam çok rahat. Tabii blog bu sosyal medya detoksuna dahil olmamakla birlikte leylek havada modundan fazlasıyla nasibini aldı. Ha bir de birkaç haftadan beri devam eden site aksaklıkları da cabası oldu.

Continue reading “Dans, düğün, festival…”

Sardunya yolcusuna notlar

Cala Luna_SardegnaAylar öncesinden kararlaştırılan bu tatili iple çekiyordum. Sardunya’dan bir iki plaj fotoğrafına bakınca işte budur dedim. Biletler alındı rezervasyonlar yapıldı, araya bir Türkiye ziyareti girdi derken sonunda gittik. Sardunya’ya Ağustos’ta gitmeyin! Tatilin ilk iki günü inanılmaz nemliydi ama sonra rüzgar bizi kurtardı. Turkuvazın binbir tonu denizi, altınkum plajları ve restoranlarıyla enfes bir Akdeniz adası.
Continue reading “Sardunya yolcusuna notlar”

Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask

bask-ülkesi-san-sebastian-plaj-concha-ispanya
La Concha, San Sebastian

Gecikmiş bir gezi yazısı… Sıcağı sıcağına yazılmayınca o gezinin uyandırdığı heyecan kaçıyor ama Bask’ı yazmamak büyük haksızlık olurdu. Mayıs sonundaki bilmem kaçıncı ulusal tatilde, sabahın köründe arabaya atlayıp İspanya sınırını geçmeye karar verdik. Bask’a ilk yolculuğumuzda lezzetli mutfağı, ucuzluğu, şarapları, dik yamaçların yanıbaşındaki altın rengi kumsalları ve muhteşem denizi ile burası beni kalbimden fethetti. San Sebastian’la başlayan yolculuk Bilbao’da son buldu.
Continue reading “Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask”

Fransa’nın güzel köyleri-I

saint-emilion-france-bordeaux“Pâques” yani paskalya tatili için arabaya atlayıp güneye doğru yola çıktık. Fransa’nın en güzel köyleri listesinden iki köy seçip onlara gittik. Güzergahımız sırasıyla Saint-Émilion, Bergerac ve Perigord oldu. Fransa’nın şaraplarını tatmak, özellikle İstanbul’un betonu ve insan kalabalığından kaçıp yeşile doymak isteyenler için ideal bir rota.

Continue reading “Fransa’nın güzel köyleri-I”