Karantinada doğum günü

Bugün benim doğum günüm. Önemli bir yaş. Normal şartlarda plan, ormana, nehir kıyısına üç günlük bir kaçamaktı. Otel rezervasyonlarını bir ay önce iptal ettim. Bunca ağır hasta ve ölüm varken kutlama yapmak içimden gelmiyordu. Fakat, 18 Nisan yaklaştıkça herşeye rağmen yaşama tutunmak ve kutlamak gerektiği hissi ağır basmaya başladı. Derken birden aklım 30. yaş günüme gitti.

İşle ilgili bir eğitim için Amsterdam’daydım. Dünyanın dört bir yanından iş arkadaşlarıyla verimli bir çalıştay geçiriyorduk. Çalıştayın son gününde Amerikalı arkadaşlar arasında huzursuz bir fısıldaşma başlamıştı. Öğle yemeği sırasında huzursuzluk tüm gruba yayılmıştı çünkü İzlanda’da bir yanardağın patlaması sonucu oluşan kül bulutları yüzünden Avrupa hava sahasının büyük çoğunluğu kapanmış, uçuşlar birer birer iptal oluyordu. Avrupalı arkadaşlar hemen tren bileti aldılar. Ben ve benim gibi AB vatandaşı olmayan Asya ve Amerika’dan gelenler endişeliydik. Aslında Amsterdam mahsur kalmak için kötü bir şehir değil. Çok severim. Ama üç gün sonra doğum günüm için İstanbul’da planlarım vardı ve ben ona sabitlenmiştim.

Tren bileti benim işimi görmüyordu çünkü tek girişli bir Schengen vizem vardı. Ayrıca yanlış anımsamıyorsam 54 saat (iki kez de aktarma) sürecek bir tren yolculuğu pasaport kontrolünde kabusa dönüşebilirdi. Bu yüzden otelle görüşüp kalışımı bir süre daha uzattım. O zaman üzüldüğüm şey, şimdi düşününce başıma gelen en ilginç ve orijinal şeymiş. Kampanya direktörümüz Stephanie doğum günümde nerede yemek istediğimi sordu. Ben de, yıllar sonra Fransa’da yaşayacağımdan bihaber, Fransız restoranı olsun istedim. Eski bir fabrikadan bozma lüks bir Fransız restoranında arkadaşlarla keyifli bir kutlama yaptık. Aldıkları hediye de o kadar kıymetlidir ki hala gözüm gibi bakıyorum.

Bu yıl da bir pandemi patlak vermişken zorunlu olarak evde kutluyorum. İnsanın aklına gelmiyor değil, 10 yıl sonra doğum günümde dünyayı nasıl bir felaket bekliyor diye. Uzaylı istilası mı, zombi istilası mı, meteor mu?

Attila mutfağa girip hayatının ilk kekini yaptı. Çok da başarılı oldu afiyetle yedim. Akşam yemeği de ondan. Yani bugün mutfağa girmiyorum, servisiyle beni şımartıyor. Sağlıklı günlerde sevdiklerimle nice doğum günlerine…

Uluslararası çizgi roman festivali

Corto Maltese / Hugo Pratt

46. Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali’ne, bence İtalyan çizer Milo Manara’nın ve Batman’in 80. yıldönümü sergisi damgasını vurdu. Hayatımda Louvre Müzesi dahil hiç bir müze veya konser için yapmadığım bir şeyi yapıp, Batman sergisi için tam iki buçuk saat yağmur ve soğuğun altında sırada bekledim. Değdi mi derseniz, evet gerçekten değdi.

Continue reading “Uluslararası çizgi roman festivali”

Noel’de Berlin

2018 bitmeden bir yazı yetiştirmek istedim ama olmadı. Çünkü güzel bir gelişme oldu. Kış uykusuna bürünmüşçesine ağır geçen yılın son çeyreğinin son günlerinde freelance bir iş aldım (Böylece yeni yıl dileklerimden ilki 31 Aralık’tan önce gerçekleşti). Yoğunluktan ve 10 günlük noel tatilinde yaptığım Berlin kaçamağı yüzünden blogun başına oturamadım.

Bu Almanya’ya ikinci gidişimdi daha önce Münih’i görmüş ve Neuschwanstein şatosuna, Bavyera’ya bayılmıştım. Berlin’le ilgili kafamdaki olumsuz imaj nedeniyle bu şehri görmeyi hep erteledim. Ancak beni hayat dolu, çok kültürlü, dinamik, temiz ve her yerinden sanat ve tarih akan bir kent karşıladı.

Continue reading “Noel’de Berlin”

Dans, düğün, festival…

Canım biricik arkadaşım Nihan’ın sosyal medya hesaplarını dondurmasının ardından japonkedi’nin şu yazısını da okuyunca, sosyal medya detoksu yapmaya başladım. “Kesin dayanamam, 1 haftaya kalmaz alemlere dönerim” diyordum ki, 45 günü geçti hala “temizim”. Sosyal medyadan eli ayağı çekince bir bağımlı olduğumu anladım. Bu süre zarfına; bir Angoulême çizgi roman festivali, İran’lı arkadaşımın düğünü nedeniyle maceralı bir La Seyne-sur-Mer yolculuğu, flamenko gösterisi, Star Wars müzikleri konseri, tiyatro atölyesi ve bir Orhan Pamuk kitabı sığdırdım. Ne Instagram’a, ne Facebook’a girmedim, hiç birini paylaşmadım…Yok fotoğraf çekeyim, yok filtre ve hashtag seçeyim, hangisini paylaşayım diye kendimi meşgul etmediğimden, anın tadını çıkardım ve çok daha kaliteli vakit geçirdiğimi fark ettim. Kim ne yapmış ne yemiş ne içmiş ilgilenmediğim gibi, kimse de benim ne yaptığımı bilmiyor kafam çok rahat. Tabii blog bu sosyal medya detoksuna dahil olmamakla birlikte leylek havada modundan fazlasıyla nasibini aldı. Ha bir de birkaç haftadan beri devam eden site aksaklıkları da cabası oldu.

Continue reading “Dans, düğün, festival…”

Sardunya yolcusuna notlar

Cala Luna_SardegnaAylar öncesinden kararlaştırılan bu tatili iple çekiyordum. Sardunya’dan bir iki plaj fotoğrafına bakınca işte budur dedim. Biletler alındı rezervasyonlar yapıldı, araya bir Türkiye ziyareti girdi derken sonunda gittik. Sardunya’ya Ağustos’ta gitmeyin! Tatilin ilk iki günü inanılmaz nemliydi ama sonra rüzgar bizi kurtardı. Turkuvazın binbir tonu denizi, altınkum plajları ve restoranlarıyla enfes bir Akdeniz adası.
Continue reading “Sardunya yolcusuna notlar”

Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask

bask-ülkesi-san-sebastian-plaj-concha-ispanya
La Concha, San Sebastian

Gecikmiş bir gezi yazısı… Sıcağı sıcağına yazılmayınca o gezinin uyandırdığı heyecan kaçıyor ama Bask’ı yazmamak büyük haksızlık olurdu. Mayıs sonundaki bilmem kaçıncı ulusal tatilde, sabahın köründe arabaya atlayıp İspanya sınırını geçmeye karar verdik. Bask’a ilk yolculuğumuzda lezzetli mutfağı, ucuzluğu, şarapları, dik yamaçların yanıbaşındaki altın rengi kumsalları ve muhteşem denizi ile burası beni kalbimden fethetti. San Sebastian’la başlayan yolculuk Bilbao’da son buldu.
Continue reading “Doğası, gastronomisi ve plajlarıyla Bask”

Fransa’nın güzel köyleri-I

saint-emilion-france-bordeaux“Pâques” yani paskalya tatili için arabaya atlayıp güneye doğru yola çıktık. Fransa’nın en güzel köyleri listesinden iki köy seçip onlara gittik. Güzergahımız sırasıyla Saint-Émilion, Bergerac ve Perigord oldu. Fransa’nın şaraplarını tatmak, özellikle İstanbul’un betonu ve insan kalabalığından kaçıp yeşile doymak isteyenler için ideal bir rota.

Continue reading “Fransa’nın güzel köyleri-I”