Karantinada 52. gün

Öğleden sonra Başbakan Edouard Philippe canlı yayında normale dönüşle ilgili yeni bilgiler verdi. Fransa’da virüsün etkin olduğu yerler, yani Doğu Fransa kırmızı ile gösterilirken, bu bölgede sokağa çıkışlar sınırlı olacak ve okullar şimdilik açılmayacak. Şanslıyız ki bizim şehir yeşil.

Toplu taşımada maske takmayanlara 135 Euro ceza kesilecek. Plajlar, parklar, botanik bahçeler ve göllerin açılması belediye ve valiliklerin kararına bırakıldı. Bizim başkan parkların açılacağını, banklara 1 metrelik işaretler konduğunu sitesinde duyurdu. Bir başka güzel haber de cafe ve restoranların yeşil bölgelerde muhtemelen haziran başında açılacak olması.

Bugün haftalık alışverişten sonra bir kez de yürüyüşe çıktık. Hava 24 derece olunca sokaklar oldukça hareketlenmiş. Dönüşte güller açmış bahçemizde bir banka oturup kahvelerimizi içtik. Şimdi balkonda güneşi batıracağız. Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 50. ve 51. gün

Bugün karantinada yaptıklarımdan değil, pazartesiden itibaren yapacaklarımdan bahsedeceğim. 11 Mayıs itibariyle sokakta ve özellikle kamusal alanlarda maske kullanma zorunluluğu başlıyor. Belediyemiz 90 bin yıkanabilir (kumaş) maskeyi posta yoluyla adrese yollayacakmış. Kullan at maskeleri de market ve eczanelerden satın alabileceğiz.

11 Mayıs’tan sonra evimizden en fazla 100 km uzaklaşabileceğiz. Belediyemiz internet sitesinde, şehrin 100 km çapında nereler olduğunu gösteren bir harita yayınlamış. Maalesef en yakın okyanus kıyısı 140 km uzakta :(( Fransa’nın en güzel köyleri diye bir web sitesi var, ben de siteden yakındaki köylerin listesini çıkardım. Her hafta bir köyü gezebiliriz turizm normale dönene kadar.

Yine belediyemizin sitesinde, zorluk derecesine göre sıralanan 40’a yakın yürüyüş rotası var. Karantina öncesi 13 km’lik orta seviyede bir yürüyüş deneyip, çok keyif almıştım. Şimdi siteye girdim ve 10 km’ye kadar olan tüm rotaları indirdim. Malum, biraz hamladık. Bu yürüyüşlerin en güzel yanı, hiç GPS kullanmadan, yalnızca haritaya bakarak ve yukarıda resimde gördüğünüz yönlendirmeleri takip ederek rotayı tamamlamak. Telefona baş vurmadan bitirilen bir yürüyüş büyük bir başarı benim için. Her hafta sonu yeni bir rotayı bitirebilir, piknik yapabiliriz. Düşünmesi bile heyecan veriyor. Yaşasın doğaya dönüş! Herkese sağlıklı günler…

Karantinada doğum günü

Bugün benim doğum günüm. Önemli bir yaş. Normal şartlarda plan, ormana, nehir kıyısına üç günlük bir kaçamaktı. Otel rezervasyonlarını bir ay önce iptal ettim. Bunca ağır hasta ve ölüm varken kutlama yapmak içimden gelmiyordu. Fakat, 18 Nisan yaklaştıkça herşeye rağmen yaşama tutunmak ve kutlamak gerektiği hissi ağır basmaya başladı. Derken birden aklım 30. yaş günüme gitti.

İşle ilgili bir eğitim için Amsterdam’daydım. Dünyanın dört bir yanından iş arkadaşlarıyla verimli bir çalıştay geçiriyorduk. Çalıştayın son gününde Amerikalı arkadaşlar arasında huzursuz bir fısıldaşma başlamıştı. Öğle yemeği sırasında huzursuzluk tüm gruba yayılmıştı çünkü İzlanda’da bir yanardağın patlaması sonucu oluşan kül bulutları yüzünden Avrupa hava sahasının büyük çoğunluğu kapanmış, uçuşlar birer birer iptal oluyordu. Avrupalı arkadaşlar hemen tren bileti aldılar. Ben ve benim gibi AB vatandaşı olmayan Asya ve Amerika’dan gelenler endişeliydik. Aslında Amsterdam mahsur kalmak için kötü bir şehir değil. Çok severim. Ama üç gün sonra doğum günüm için İstanbul’da planlarım vardı ve ben ona sabitlenmiştim.

Tren bileti benim işimi görmüyordu çünkü tek girişli bir Schengen vizem vardı. Ayrıca yanlış anımsamıyorsam 54 saat (iki kez de aktarma) sürecek bir tren yolculuğu pasaport kontrolünde kabusa dönüşebilirdi. Bu yüzden otelle görüşüp kalışımı bir süre daha uzattım. O zaman üzüldüğüm şey, şimdi düşününce başıma gelen en ilginç ve orijinal şeymiş. Kampanya direktörümüz Stephanie doğum günümde nerede yemek istediğimi sordu. Ben de, yıllar sonra Fransa’da yaşayacağımdan bihaber, Fransız restoranı olsun istedim. Eski bir fabrikadan bozma lüks bir Fransız restoranında arkadaşlarla keyifli bir kutlama yaptık. Aldıkları hediye de o kadar kıymetlidir ki hala gözüm gibi bakıyorum.

Bu yıl da bir pandemi patlak vermişken zorunlu olarak evde kutluyorum. İnsanın aklına gelmiyor değil, 10 yıl sonra doğum günümde dünyayı nasıl bir felaket bekliyor diye. Uzaylı istilası mı, zombi istilası mı, meteor mu?

Attila mutfağa girip hayatının ilk kekini yaptı. Çok da başarılı oldu afiyetle yedim. Akşam yemeği de ondan. Yani bugün mutfağa girmiyorum, servisiyle beni şımartıyor. Sağlıklı günlerde sevdiklerimle nice doğum günlerine…

Karantinada 30. gün

Son dönemde bana sıkça sorulan bir soru, marketten aldıklarımı nasıl dezenfekte ediyorum? Buna verdiğim yanıt pek tatmin edici olmayabilir özellikle İstanbul koşullarında ama yine de buradaki rutinimi anlatayım.

Öncelikle haftada bir markete gidiyorum ki bulaşma riskini en aza indirebileyim. Blogumda daha önce de belirttiğim gibi küçük bir şehirde yaşıyorum. Kalabalık değil, bu nedenle dışarıya çıkarken maske ve eldiven kullanmıyorum.

Bu dönemde marketler iki şekilde hizmet veriyor. İlki, marketten çıkan insan sayısı kadar, bizi birer ikişer içeriye alıyorlar. Dışarıdaki sırada, herkes birbirine saygılı olduğu için 1, bazen 2 metre arayla bekliyor. Marketin girişinde el dezenfektanı bulunuyor ve herkesin kullanması zorunlu. Böylece markette dokunduğumuz şeylere virüs bulaştırmıyoruz. Benim gittiğim markette, kasaların ve aldıklarımızı koyduğumuz bandın üç saatte bir temizlendiğine yönelik duyurular asılı. Kasalarda ise, kasiyerin önünde bir pleksi var ve teması azaltmak için nakit kabul edilmiyor. Kredi kartı ile alışveriş yapılıyor. Nakitle alışveriş için müşteriler otomatik ödeme kasalarına yönlendiriliyor. Ben ödemeyi yaptığım gibi çantamda taşıdığım dezenfektan ile ellerimi siliyorum. Eve gelince torbaları bazen koridorda bırakıyorum iki saat. Bazen de hemen yemek yapmam gerekiyorsa kullanıyorum açıkçası. Aldıklarımı sabunla veya sirkeyle yıkamıyorum.

İkinci yöntem ise, online veya telefonla alışveriş listemizi marketle paylaşmak. 48 saat içinde sepet hazır bilgisi geliyor. Gidip sadece ödeme yapıp (veya online ödeyerek) siparişimizi alıyoruz. Bu ikinci yöntem genellikle çok büyük hipermarketler için geçerli.

Özetle, İstanbul gibi metropollerde elbette dezenfektan, maske ve eldiven kullanmadan alışverişe çıkmak akıllıca olmayabilir. Zira, izlediğim görüntüler sosyal mesafe dediğimiz konuya Türkiye’de yeterince önem verilmediğini gösteriyor. Az önce okuduğum bir Tweet’de Paris’te yaşayan birisi kendi mahallesindeki markette sosyal mesafeye kimsenin uymadığından şikayet ediyordu. Yaşadığınız yere göre kendi önleminizi alın. Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 29. gün

Fransa Başkanı Macron, günlerdir beklediğimiz konuşmasını gerçekleştirdi. Sokağa çıkma yasağının 11 Mayıs Pazartesi günü son bulacağını söyledi. Ulusa seslenişin satır başları şöyleydi;

  • Kreşler, okullar, liseler 11 Mayıs tarihinde açılacak. Üniversiteler ve kurslar kapalı. Fransızlar bu kararı çok eleştirdiler. Öğretmenlerin ve öğrencilerin feda edildiğini ve okulların eylüle kadar açılmaması gerektiğini savunuyorlar. Wuhan örneğini öne sürüyorlar ve ilk önce liselerin açıldığı küçüklerin gittiği okulların kapalı kaldığı hatırlatılıyor.
  • Restoran, cafe, sinema, müze, tiyatro, gösteri merkezi, festivaller, kütüphane, kuaför vb. işletmeler Temmuz ortasına kadar kapalı kalmaya devam edecek. Mağazalar buna dahil mi göreceğiz.
  • 11 Mayıs itibariyle, tüm özel ve devlet laboratuvarlarında semptom gösteren herkese Covid-19 testi yapılabilecek. Çünkü test sayısı artıyor.
  • İkinci bir emre kadar AB dışı ülkelere sınırlar açılmayacak. Bu durumda Türkiye-Fransa arası seyahatleri bu yıl unutmak gerekiyor.

Tarih benim için sürpriz olmadı. Yalnızca karantinadan çıktığımızda her yerin açılacağını düşünüyordum. Cafeler, restoranlar, müzeler, sinemalar açılmayacağı için biraz buruğum. Yani işe gitmek, açık olacaksa parklarda dolanmak dışında dışarıda yapılabilecek farklı bir şey olmayacak yine. Mayıs sonunda heyecanla planladığımız bir seyahat vardı bugün onu da iptal ettim. Dört hafta daha evdeyiz. Direnmeye devam, sağlıklı günler.

Karantinada 26. gün

Spotify’da zihin açıcı bir podcast buldum. Sabahları Özgür Mumcu ve Eray Özer’in sunduğu “Yeni Haller”den bir içerik dinliyorum. Arkadaşım da Serdar Kuzuloğlu’nun bir podcast’ini önermişti ki, onu da başarılı buldum. Açılışı George Orwell’in 1984 romanıyla yaptığı için beni bir dinleyici olarak kazandı. 1984‘ü üniversite yıllarında, bir ders kapsamında okumuş ve çok etkilenmiştim. Yeniden bu romanı hatırlamak hoş oldu.

Bugün de bir saatlik yürüyüşümü tamamlayıp, balkona tünedim. Kuş seslerini dinleyerek ve yeşilliğe bakarak huzur buluyorum. Karantinadan haberler bugünlük de bu kadar. Sağlıkla kalın.

Güncelleme: Corona günlerinde podcast sayılarında artış oldu. Ya da ben bu alanı yeni keşfediyorum 🙂 Mirgün Cabas’ın arkadaşlarını telefonla arayarak “Nasıl gidiyor karantina?” diye sorduğu podcast, Yine Cabas ve Can Kozanoğlu’nun “Nereden Başlasam?” ve Storytel’in yazarlarla bir araya gelip eserlerinin ilk sayfasını sesli okuyup, üzerine konuştukları podcast “İlk Sayfası” da dinleme listelerime dahil oldu.

Karantinada 19. gün

Birimiz çay, diğerimiz kahve aldı ve sitemizin bahçesinde güneşin altında manzaraya karşı yudumladık. Günlük D vitaminimizi aldık 🙂 Fakat balkonu güneş gören Fransızlar, balkona çıkmak şöyle dursun, panjurlarını indirmiş karanlık eve kendilerini hapsetmişler yine. Bir Akdeniz insanı olarak bu kafayı anlamam mümkün değil!

Balkon kültürü (Güney Fransa’yı yani Akdeniz kıyısını saymazsak) yok bu ülkede. Biz geçen yaz balkona iki sandalye atıp kahve içerken sohbet ediyoruz diye, otoparktan binaya doğru yürüyenler uzaylı görmüş gibi bize garip garip bakıyordu. Fransızların gözünde balkon; oturulması uygunsuz, çamaşır asılması yasak -ki bu uygulamayı doğru buluyorum- sadece bitki yetiştirmek amaçlı bir alan.

Güneşe doyamayan biz, eve girmeden şehir merkezine yürüdük. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinden beri ilk kez polisleri yolda, izin dilekçesi kontrol ederken gördüm. Sokakta gruplaşan evsizleri dağıttılar ve gittiler. Güzel havaların sürmesini umarak bugünkü yazımı da noktalıyorum. Herkese sağlıklı günler.