Karantinada 16. gün

Robert Kirkman/Angoulême 2020

Çok değil, bundan iki ay önce Angoulême’deki Uluslararası Çizgi Roman Festivali’ndeydim. The Walking Dead’in senaristi Robert Kirkman ile tanışmış, çizgi romanımı imzalatıyordum.

Yağmurlu bir gündü. Sabah 07.30 trenine ve festivale biletimi bir önceki gece son dakikada almıştım. Normalde biletim Cumartesi günü içindi. Fakat böyle bir fırsat bir daha elime geçmez diyerek ani bir kararla Perşembe günü de festivale gittim. Kapı açılışından iki saat önce Angoulême’deydim. Heyecan had safhadaydı. Yanımda serinin son albümünü getirmiştim. Fakat imza için standdan bir albüm almak gerekiyormuş. Ben de Michonne’nin Governor’dan intikamının yer aldığı albümü satın alıp imzalattım.

Festivalde bu yıl gezilecek çok fazla sergi vardı. Cumartesi günü gittiğimde The Walking Dead, çocukluğumuzun fantastik kahramanları Yakari ve Küçük Vampir, Jean Frisano ve Catherine Meurisse’nin sergilerini gezdim. Her yıl daha da güzelleşen ve anlam kazanan bu festival sabah gözümü açtığımdan beri beri aklımdaydı ve bugün güzel bir anımı yazmak istedim. Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 4. gün

Bugün cuma ama diğer günlerden bir farkı yok çünkü ne restoran, ne cafe ne de bar açık. Evdeki bitki çayları ve greyfurt sularıyla bağışıklık sistemimizi desteklemeye devam ettiğimiz yeni bir gün.

Dün belediye başkanımız güzel bir haber verdi. Parkları ve bahçeleri kamuya açtıklarını, herkesin sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun davranmasını beklediklerini, toplu sporların hala yasak olduğunu belirtti.

Karantinada hareketsizlikten ve ister istemez karbonhidrat tükettiğimden kilo alacağım. Canım tatlı çekince, Refika’nın sağlıklı, unsuz ve şekersiz yulaflı muhallebi tarifini denedim. İçine badem ve yabanmersini katarak kendi zevkime göre biraz değiştirdim.

Bugün süpermarket alışverişine çıktık çünkü karantinanın daha sıkı tutulacağına dair söylentiler dolaşmaya başladı sosyal medyada. Gittiğimiz süpermarket Monoprix’de gıda reyonları doluydu. Kullan at eldivenlerle, zemin temizliğinde kullanılan ıslak bezler bitmişti sadece. Kasiyerlerin güvenliği için tavandan yere kadar sarkan naylonlar asılmış. Kasiyerle aranızda naylon bir duvar gibi ama ödemeyi yapabilmeniz için elinizin girebileceği kadar bir açıklık var. Markete belli aralarla ve marketten çıkan insan sayısı kadar müşteri alıyorlar. Kimi insanlar maskeli, kimileri hem eldivenli hem maskeli. Herkes birbiriyle mesafeyi koruma konusunda son derece hassas. Topluca aklımızı oynatmadan bu acaip günler bitecek mi? Hem akıl hem fiziksel sağlığınızın yerinde olduğu günler dilerim.

Karantinada 3. gün

Hava 20 derece! Martta batı Fransa için alışılmamış bir sıcaklık. Güneş ışığına hasret günlerden sonra, sabah ilk iş kendimi balkona atmak oldu. Çiçeklerle ilgilendim, suladım, gübreledim, güneşe koydum. Evin yaramazı Mila keyifle çiçeklerimi yemeye başladı 🙂 Depodan çıkarttığım balkon sandalyelerini de yerleştirince resmen balkon sezonu açılmış oldu.

Öğleden sonra sokağa çıkış dilekçemi doldurup merkeze yürüdüm. Sokaklar ıssızdı. Hayalet şehir. İnsanların elini ayağını çekmesiyle sokak gürültüsü, motor sesi yerini cıvıl cıvıl kuş seslerine bırakmış. Aklıma şu geldi; karantina süresince dünyanın pek çok köşesinde karada ve denizde hunharca katlettiğimiz hayvanlara huzur geldi. Bol bol üremeleri için de fırsat oldu. Bilinçsiz de olsa, kendimizi korumak isterken diğer canlıların yaşam alanlarını onlara geri verip, rahat bıraktığımız için mutluyum. Zaten bu kabusun da çıkış noktasının hayvan pazarlarındaki sağlıksız ortamlar ve insanın her şeyi yeme güdüsü olduğunu düşünürsek, hayvanlara borcumuzu bir nebze olsun ödeyebildiysek ne ala.

1.5 aydır elimde sürünen kitabımda (Je vous écris de Teheran) oldukça ilerledim bu karantina süresinde. Sanırım bu hafta biter. Hastalık kapıya dayanmışken ne zamandır ertelediğim evdeki ecza kutusunu elden geçirip, tarihi geçen ilaçları ayıkladım. Deli gibi Apranax Fort ve kutu kutu parasetamol depolamışım. Konu komşunun ihtiyacına bile yeter. Bugünü de böyle atlattık. Soğukkanlılığınızı koruduğunuz, sağlıklı günler dilerim…

Noel’de Berlin

2018 bitmeden bir yazı yetiştirmek istedim ama olmadı. Çünkü güzel bir gelişme oldu. Kış uykusuna bürünmüşçesine ağır geçen yılın son çeyreğinin son günlerinde freelance bir iş aldım (Böylece yeni yıl dileklerimden ilki 31 Aralık’tan önce gerçekleşti). Yoğunluktan ve 10 günlük noel tatilinde yaptığım Berlin kaçamağı yüzünden blogun başına oturamadım.

Bu Almanya’ya ikinci gidişimdi daha önce Münih’i görmüş ve Neuschwanstein şatosuna, Bavyera’ya bayılmıştım. Berlin’le ilgili kafamdaki olumsuz imaj nedeniyle bu şehri görmeyi hep erteledim. Ancak beni hayat dolu, çok kültürlü, dinamik, temiz ve her yerinden sanat ve tarih akan bir kent karşıladı.

Continue reading “Noel’de Berlin”

Annelerin WhatsApp kabusu

whatsapp-mesajY kuşağı annelerinin akıllı telefon bağımlılığı ile birlikte ebeveynlik davranışları da değişmeye başladı. Çocuklu arkadaşlarımla sohbetlerimiz sırasında sık sık veli whatsapp gruplarından dert yanıyorlar. Çocuğum olmadığı için neden bahsedildiğini anlamıyordum. Konuyu biraz deşince altından ciddi ve kronikleşmiş bir sorun ortaya çıktı.
Continue reading “Annelerin WhatsApp kabusu”

Ücretsiz şehir aktiviteleri

la nuit des musees.pngEylül geldi, okula dönüş sezonuyla birlikte şehirde de hareket başladı. Kültür, sanat etkinlikleri, spor faaliyetleri arttı. İşte bu yüzden Avrupa’da şehir merkezinde yaşamayı seviyorum. Çünkü şehrin sunduğu olanaklara yürüyerek 15 dakikada erişebiliyorum. Bir öğrenci olarak cebinizden para çıkmadan bir ayda en az 4-5 etkinliğe katılabiliyorsunuz. İşte yaşadığım ufak şehir Poitiers’de ücretsiz yapılabileceklerden bazıları;

Sandviç konser: Şehrin en büyük oditoryumunda, her ay veya iki ayda bir kez öğle yemeği saatinde ücretsiz bir konser izlemek mümkün. Konseptin adı da “sandviç konser“. Çünkü yemek yerken konser izleyebiliyorsunuz. Bu uygulamanın amacı herkesin, sosyoekonomik durumu ne olursa olsun sanata erişebilmesi. Harika bir konsept bence. Çalışanlar bile öğle tatilinde şehir merkezine gelip ruhlarını besleyebilirler.

Oda müziği: Konservatuvar öğrencileri şehrin müze, kilise, meydan, kütüphane gibi kamusal alanları kullanarak ücretsiz klasik müzik konserleri veriyorlar. En az yarım saat, en fazla 1 saat süren bu konserlerden bir ayda farklı mekanlarda 14 tane düzenliyorlar.

Müze olanakları: Müzenin ücreti cüzzi bir rakam olmasına rağmen, sanattan ve kültürel aktivitelerden yararlanabilmesi için her Salı ve ayın ilk Pazar’ı ücretsiz. Geçen yıl tüm Avrupa’da seçilmiş müzelerde düzenlenen “Müzede bir Gece” etkinliğine katılmıştım. İlk kez müzeler gece 00.00’a kadar ziyarete açık ve ücretsizdi. Müzede video gösterimi, ve klasik müzik, elektronik gibi farklı türlerde konserler düzenlenmişti. Umarım bu yıl tekrarlanır! Zira tadı damağımda kalmıştı…

Ayrıca Fransa’da her yıl Eylül’ün üçüncü haftası “Journees du Patrimoine”, tüm tarihi ve kültürel miras değeri kabul edilen binalar herkesin ücretsiz erişimine açılıyor. Paris’te yaşıyor ve Macron’un çalışma ofisini mi görmek istiyorsunuz? İşte tam zamanı. Bazı müzeler o güne özel atölye ve etkinlikler de düzenliyorlar.

Paris’te tiyatro izlemek…

panaromic-la-comedie-françaiseÜç arkadaş bundan bir ay önce ani bir kararla La Comédie Française’de bir oyun izlemek amacıyla Paris yolculuğu planladık. İyi ki de yapmışız! Sheakespeare ve Moliere arasında gidip gelirken, birden Berthold Brecht’in “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi”ni gördük ve sağolsun Léa hemen biletlerimizi aldı. Aynı hızla otel ve tren biletlerini de ayarladık. Geri sayım başladı, okul kapansa da tatil başlasa diye bekliyordum ve takvimler 10 Nisan’ı gösterdiğinde Louvre’a iki adım mesafedeki otelimize yerleşmiştik. Centre Pompidou‘da Chagall ve Kandinsky sergisini gezdiğimiz için, oyun öncesi resimlerin muhteşemliği ile çoktan sarhoş olmuştuk.

comedie-française-batiment

La Comédie Française, nam-ı diğer Molière’in evi, dünyanın en eski tiyatrosu olarak kabul edilen Fransız ulusal tiyatrosunda bir oyun izlemek benim için “ölmeden önce yapılacaklar” listesinden bir şeyin daha gerçekleşmesi demekti.
Continue reading “Paris’te tiyatro izlemek…”