Başyapıt denilebilecek bir roman

Agota-Kristof-Buyuk-Defter
Uzun zamandır bu kadar sarsıldığım ve etkilendiğim bir roman olmamıştı! Bu yıl elime geçen en iyi kitabı tanıtmak istiyorum sizlere. Agota Kristof’un Büyük Defter’i (Le Grand Cahier) okumak için resmen geç kalınmış bir roman (ve yazar)! Bitmesini hiç istemeyeceğiniz, hemen ikinci kitabı alıp okumaya başlayacağınız bir roman. Büyük Defter; Kanıt ve Üçüncü Yalan ile devam eden bir üçlemenin ilki.

Spoiler vermeden ilk kitabı anlatmak istiyorum ama kitabın güzelliği yanında o kadar aciz bir çaba olacak ki özetlemek…. Büyük Defter; savaşla parçalanmış ve işgal kuvvetlerinin elindeki bir ülkede, Claus ve Lucas’ın, anneleri tarafından anneannelerine bırakılmasıyla başlıyor. Oldukça kötü bir şöhreti olan anneannenin yanındaki ikizler, büyüklerin dünyasında var olmaya çalışırken hayatı, yazmayı ve acımasızlığı öğreniyor. Yazar ikizlerin gözünden olayları tüm çıplaklığıyla verirken, üç kitabı da birbirine ilginç bir kurguyla bağlıyor ve gerçek nerede bitiyor, yalan nerede başlıyor okuru şaşırtıyor. Özellikle kara mizah severlerin kaçırmaması gereken bir anlatı.

Yeni keşfettiğim ve hemen en sevdiğim yazarlar arasına giren Kristof’un ilginç bir hayatı var. Merak edenler buradan okuyabilir. Anlatımının gücü, yaşadıklarından geliyor diye düşünüyorum. Eserlerinin hepsi de çok yalın bir dille yazılmış. Yazılar bir şiir gibi akıyor. Şu ana kadar beş kitabını birden okuduğum tek yazar diyebilirim. Keşke yazmaya daha erken başlayabilse ve daha fazla eser bırakabilseydi…

Favori mekan

François_mitterand_bibliothequeBir şehre yerleşmek için üç kriterim var; palmiye, limon ve zeytin ağaçlarının varlığı! Yani iklimi…. Fakat şimdilerde listeye bir madde daha girdi. Kütüphane! Yaşadığım şehirde favori mekanım kütüphane desem bana inanır mısınız? Fransa’ya taşındığımızda ilk yaptığım şey kütüphaneye üye olmaktı! Yaz ayları hariç haftada en az bir kere gitmeye çalışıyorum. Kütüphaneyi yalnızca sunduğu olanakları, etkinlikleri, kitapları ve multimedya çeşidi için sevmiyorum. Binanın mimarisinden başlayan bir cazibesi var, kendimi iyi hissettiriyor. Bu devirde benden başka çıkar mı acaba kütüphane meraklısı bir başka deli?

Yolum ilk kez bir hafta sonu düştüğünde kütüphanenin kalabalıklığına çok şaşırmıştım. Oysa bir avuç insan oluruz diye düşünüyordum. Avrupa’da insanlar cumartesilerini cafelerde, alışveriş merkezlerinde geçirmek yerine kütüphaneye geliyormuş demek ki. Bu da neden bizim yerimizde saydığımızı (hatta daha da cahilleştiğimizi) onların da sürekli olarak neden ilerlediğini özetliyor!
Continue reading “Favori mekan”