Karantinada 43. ve 44. gün

Bu hafta chai latte‘ye sardım. Jamie Oliver’ın tarifini azıcık değiştirerek yapıyorum. Sallama çay yerine, bizim demleme çay ve ek olarak kakule kullanıyorum. Burada sıcaklıklar düşmüşken bu baharatlı sıcak çay iyi geldi.

Dün öğleden sonra Fransa Başbakanı Eduard Philippe 11 Mayıs sonrası sokağa çıkışların ve normal hayata dönüşün kurallarını mecliste yaptığı bir konuşmada açıkladı. Özellikle okullarda öğrencilerin ve öğretmenlerin alması gereken önlemlerden (sınıf başına max 15 öğrenci ve maske zorunluluğu), evden çalışmanın şirketlerce mümkünse üç hafta daha teşvik edilmesi gerektiğinden, 11 Mayıs itibariyle haftada 700 bin test yapılacağından, herkesin tek kullanımlık ve yıkanabilir maskelere ulaşabileceğinden ve bu maskelerin bedelinin yarısının devlet tarafından karşılanacağından bahsetti. İkamet adresinden en fazla 100 km uzağa kadar gidilebileceğini, bölgeler arası uzun seyahatlerin hala yasak kapsamında olduğunu belirtti. Vaka sayıları azalarak devam ederse, kademeli olarak 2 Haziran’a kadar hayatın normale dönmesini planladıklarını söyledi. Konuşmanın en ilginç ve tepki çeken yanı ise, Çin’dekine benzer, insanları (yani virüsü) izleyecek bir takip sisteminin gündeme gelebileceğinden bahsetmesi oldu. Mecliste anında bir tepki oluştu. Fakat Başbakan Philippe, sadece bu izleme konusuna özel bir oturum yapılacağını ve milletvekillerince oylandıktan sonra kabul görürse yürürlüğe gireceğini ifade etti. Eğer Fransızları doğru tanıdıysam, bu tarz Big Brother uygulamalarını kişisel özgürlüklere saldırı olarak görecekleri için, önerilen izleme programını reddedeceklerdir.

Annem, sokağa çıkma yasağı sırasında yazdığı kısa tiyatro oyunlarını okumam için gönderdi. Daha önce annemin tiyatro aşkından ve 55 yaşından sonra sanatla değişen hayatından bir yazımda bahsetmiştim. Beni her zaman keşfettiği yeni yetenekleri ile şaşırtan annem, artık yalnızca oynamakla kalmıyor, işin reji tarafına da eğiliyor. Ufak tefek ama hocaları tarafından beğenilen senaryolar da yazıyor. Bugün oyunlarından ikisini okumayı bitirdim ve annemin yazdığına inanamadım. Annem diye söylemiyorum, kurgusu, karakterlerin derinliği ve olayların akıcılığıyla çok başarılı buldum. Şimdi en uzun senaryosunu okumak üzere Corona günlüğümü burada noktalıyorum. Sağlıklı günler…

Karantinada 38. gün

Bazı sabahlar taze zencefil ve limon dilimlerini sıcak suda demleyip içiyorum. Tadı güzel, rahatlatıcı bir etkisi var. Fonda, Miles Davis’in “Kind of Blue” albümü çalarken, bugün gastronomi ve beslenme üzerine dinlediğim podcastler’den edindiğim ilginç bilgilerden bazılarını blog’da paylaşmak istiyorum.

Gıda antropoloğu Arzu Durukan’ın gıda ve kültür ilişkisi üzerine söylediği bir şey beni çok etkiledi: “Göçenler kültürlerini buzdolaplarında taşıyor.” Çok doğru! Gurbetteyim. Gidip buzdolabımı/erzak dolabımı açtım ve içinde salça, pul biber, yufka, yoğurt, hellim, tahin, damla sakız, pekmez, nar ekşisi, çay ve Türk kahvesi gördüm. Yani nereye gitsem, damak zevkimi, yemek kültürümü yanımda taşıyorum. Kardeşim de asimile olamadın oralarda diyerek dalga geçiyor benimle ama alışkanlıklardan vazgeçmek kolay olmuyor. Elbette evde dünya mutfağından yemekler yapıyorum, restoranlarda Fransız yemekleri yiyoruz salyangoz da dahil 🙂

Yine Durukan “Yemekle hafıza arasında güçlü bir ilişki var ve bu anne karnında başlıyor.” diyor. Örneğin bir yemeğin kokusunu duyduğumda annemin hazırladığı, çocukluk yıllarımdan kalma güzel bir sofra aklıma gelebiliyor. O sofradaki mutlu anlara gidebiliyorum. Bu yüzden sofrada tatsızlık olmasın, kavga etmeyin diyor Durukan. Yoksa o kötü anı, yemekle özdeşleşip bilinçaltımıza yerleşiyor ve bizimle kalıyor. Bu konuda çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmadan da bahsediyor.

Son olarak not etmek istediğim başka bir ilginç bilgi de, kahve içmek için doğru zamanın 08.00-09.00, 12.00-13.00 ve 17.30-18.30 dışındaki saatler olması. Nedeni de kortizol seviyesinin uyandıktan hemen sonra yüzde 50 oranında artmasıymış. Kortizol seviyesi artmışken kafein alınca, vücut kafeine karşı direnç oluşturuyormuş. Dolayısıyla, ertesi sabah içtiğimiz kahveye rağmen ayılamamamızın nedeni de, kahve bağımlılığının nedeni de yanlış saatlerde kahve içmek. Aklımızın bir köşesinde dursun.

Sağlıklı günler herkese…

Karantinada 35. ve 36. gün

Dün, haftalık temizlik günüydü. Enerjim oldukça yüksekti. Temizlik yetmedi üstüne iki tencere de yemek yaptım. O da yetmedi bir saatlik yürüyüşe çıktım, eve dönünce de biraz karın hareketi yaptım. Akşam karantina döneminde en korktuğum şey başıma geldi! Dolgumu kırdım…

Sabah gözümü açtığım gibi dişçi araştırdım internetten. İki dişçiyi aradım ama hep telesekreter mesajına denk geldim. COVID-19 nedeniyle kapalı olduklarını, acil bir durum varsa diş hekimliği derneğinin aranabileceğini söylüyorlardı. Derneği aradım. Telefonu yanıtlayan hanımefendiye durumumu anlattım. Ağrı, sızı var mı diye sordu. Şimdilik ağrım olmadığını, ama yemek yemeye çekindiğimi söyledim. Bu salgın ortamında eğer ağrıdan bayılacak gibi olmuyorsam gelmememi önerdi. Evde, iyi bir diş bakımı yaparak ve dolgunun üstünü kapatarak idare etmemi söyledi.

Neyle kapatsam diye internette aranırken, eczanelerde dolgu oyuklarını kapamak için bir ürün satıldığını keşfettim. Üç eczane dolandım ama ellerinde yoktu. Son gittiğim yer getirtebilirim deyince yüksek fiyatına rağmen hemen siparişi verdim. Yarın sabah gidip alacağım. Bakalım nasıl uygulayacağım. Deneyimimi buradan paylaşırım.

Öğleden sonra Fransızca Whatsapp sohbet buluşmamızı gerçekleştirdik. Yine arka planda çocuk gürültüleri eşliğinde gıybetin belini kırdık 🙂 Akşam yemeğinin yanına, fırında kuşkonmaz tarifi denedim ilk kez. Güzel oldu, sonunda kuşkonmazı yiyebileceğim bir tarif bulmuş oldum. Bir çarşamba günü de böyle bitti. Sağlıkla kalın, dişlerinize iyi bakın…

Karantinada doğum günü

Bugün benim doğum günüm. Önemli bir yaş. Normal şartlarda plan, ormana, nehir kıyısına üç günlük bir kaçamaktı. Otel rezervasyonlarını bir ay önce iptal ettim. Bunca ağır hasta ve ölüm varken kutlama yapmak içimden gelmiyordu. Fakat, 18 Nisan yaklaştıkça herşeye rağmen yaşama tutunmak ve kutlamak gerektiği hissi ağır basmaya başladı. Derken birden aklım 30. yaş günüme gitti.

İşle ilgili bir eğitim için Amsterdam’daydım. Dünyanın dört bir yanından iş arkadaşlarıyla verimli bir çalıştay geçiriyorduk. Çalıştayın son gününde Amerikalı arkadaşlar arasında huzursuz bir fısıldaşma başlamıştı. Öğle yemeği sırasında huzursuzluk tüm gruba yayılmıştı çünkü İzlanda’da bir yanardağın patlaması sonucu oluşan kül bulutları yüzünden Avrupa hava sahasının büyük çoğunluğu kapanmış, uçuşlar birer birer iptal oluyordu. Avrupalı arkadaşlar hemen tren bileti aldılar. Ben ve benim gibi AB vatandaşı olmayan Asya ve Amerika’dan gelenler endişeliydik. Aslında Amsterdam mahsur kalmak için kötü bir şehir değil. Çok severim. Ama üç gün sonra doğum günüm için İstanbul’da planlarım vardı ve ben ona sabitlenmiştim.

Tren bileti benim işimi görmüyordu çünkü tek girişli bir Schengen vizem vardı. Ayrıca yanlış anımsamıyorsam 54 saat (iki kez de aktarma) sürecek bir tren yolculuğu pasaport kontrolünde kabusa dönüşebilirdi. Bu yüzden otelle görüşüp kalışımı bir süre daha uzattım. O zaman üzüldüğüm şey, şimdi düşününce başıma gelen en ilginç ve orijinal şeymiş. Kampanya direktörümüz Stephanie doğum günümde nerede yemek istediğimi sordu. Ben de, yıllar sonra Fransa’da yaşayacağımdan bihaber, Fransız restoranı olsun istedim. Eski bir fabrikadan bozma lüks bir Fransız restoranında arkadaşlarla keyifli bir kutlama yaptık. Aldıkları hediye de o kadar kıymetlidir ki hala gözüm gibi bakıyorum.

Bu yıl da bir pandemi patlak vermişken zorunlu olarak evde kutluyorum. İnsanın aklına gelmiyor değil, 10 yıl sonra doğum günümde dünyayı nasıl bir felaket bekliyor diye. Uzaylı istilası mı, zombi istilası mı, meteor mu?

Attila mutfağa girip hayatının ilk kekini yaptı. Çok da başarılı oldu afiyetle yedim. Akşam yemeği de ondan. Yani bugün mutfağa girmiyorum, servisiyle beni şımartıyor. Sağlıklı günlerde sevdiklerimle nice doğum günlerine…

Karantinada 32. gün

Bugün markette canımı sıkan bir şey oldu. Peynir reyonunda hellim bulmanın sevinciyle peynir alırken, arkamızdan geçen maskesiz bir kız hapşırdı. Eline hapşırdığını gördük. O ellerle muhtemelen bir şeyler ellemeye devam edecek. Hızla oradan uzaklaştık. Aradan beş dakika geçmemişti ki, başka bir reyonda maske takan bir kadın hapşırdı bu kez de. Yanımda bomba patlamışçasına kendimi uzağa attım. Dışarıdan bakan biri için oldukça eğlenceli gelebilir bu sahne ama şu günlerde oldukça paranoyaya yol açan bir durum. Hal böyle olunca dönüşte poşetleri balkonda beklettim, sonra yerleştirdim.

“Dalgano” diye sosyal medyada dolaşan bir kahve var. Baktım içinde granül (instant) kahve var. Tam denemekten vaz geçiyordum ki Refika’nın kanalında, Türk kahvesi ve kakao ile yaptığı başka bir çeşidini buldum. Yaptım, tadı çok güzel oldu. Maalesef fotoğraf yok çünkü benimki biraz sütle karıştı 🙂 Bir dahaki sefere artık.

Market fobisi oluşmaz umarım ilerleyen günlerde diyerek bugünü de noktalıyorum. Sağlıklı günler dilerim.

Karantinada 25. gün

Sonunda Mila için verdiğim sipariş geldi. Bu ay yedi yaşına giren kızıma doğum günü hediyesi olarak bir oyuncak, Pipolino (sağda) ve su pınarı aldık. Kediler taze suyu çok seviyor. Bu yüzden musluktan su içmeye bayılıyorlar. Sağlıklı olduğu için seramik seçtiğim yeni su pınarını uykudan kalkar kalkmaz denedi ve sonra da gün boyunca gidip gidip su içti.

Bugün yine market alışverişi yaptık çünkü akşama ziyafet vardı. Gurbette olabilecek en iyi rakı sofralarından birini hazırladık. Instagram’da da oldukça övgü aldı. Fransa’da bulabildiğimiz malzemelerle hazırladığımız menü fena sayılmazdı; fava, haydari, muhammara, beyaz peynir, acılı ezme, patlıcan salatası ve humusun yanına, ekşili etli kuru dolma, sigara böreği ve mücver eşlik etti.

Ne zamandır evdeki rakıya yakışır bir sofra hazırlayalım diyor, erteliyorduk. Kısmet karantinayaymış. İstanbul’daki arkadaşlarımızı da davet ettik. Onlar da kendi şarap-peynir tabağı menüleriyle bize WhatsApp görüntülü aramayla eşlik ettiler. Yaklaşık iki buçuk saat süren keyifli, hoş sohbetli bir cuma günü oldu. Gerçi gecenin sonuna doğru Türkiye’de ilan edilen 48 saatlik sokağa çıkma yasağı ile ufak bir panik havası yaşanmadı değil ama soğukkanlı bir şekilde gecemizi noktaladık. Paniğe yer vermediğimiz, umudumuzu kaybetmediğimiz sağlıklı günler.

Karantinada 10.gün

Bir dernekte her Salı farklı ülkelerden kadınlar bir araya gelip Fransızca pratik yapıyorduk. Farklı diller, farklı aksanlar… Komik hikayelerin anlatıldığı ve birbirimizden yeni şeyler öğrendiğimiz bu buluşmaları seviyorum. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle dernek bir süredir kapalı. Fakat bu hafta Fransızca profesörümüzün önerisiyle ilk WhatsApp kameralı sohbetimizi gerçekleştirdik. İyi geldi, güldük baya.

Bugün kayda değer başka bir şey olmadı sevgili Corona günlüğü. Henüz duvarla, masayla, çiçeklerle konuşmaya başlamadım 🙂 Mutfakta yeni tatlar denemeye devam ediyorum. İdil Yazar’ın kanalından patatesli kek ve tahinli kek tariflerini yaptım. Harika oldu, çayın yanına çok yakıştılar, tavsiye ederim. Sağlıklı günler herkese.