Başyapıt denilebilecek bir roman

Uzun zamandır bu kadar sarsıldığım ve etkilendiğim bir roman olmamıştı! Bu yıl elime geçen en iyi kitabı tanıtmak istiyorum sizlere. Agota Kristof'un Büyük Defter'i (Le Grand Cahier) okumak için resmen geç kalınmış bir eser (ve yazar)! Bitmesini hiç istemeyeceğiniz, hemen ikinci kitabı alıp okumaya başlayacağınız bir roman. Büyük Defter; Kanıt ve Üçüncü Yalan ile devam eden üçlemenin ilki. Spoiler... Continue Reading →

Paris’te tiyatro izlemek…

Üç arkadaş bundan bir ay önce ani bir kararla La Comédie Française'de bir oyun izlemek amacıyla Paris yolculuğu planladık. İyi ki de yapmışız! Sheakespeare ve Moliere arasında gidip gelirken, birden Berthold Brecht'in "Arturo Ui'nin Önlenebilir Yükselişi"ni gördük ve sağolsun Léa hemen biletlerimizi aldı. Aynı hızla otel ve tren biletlerini de ayarladık. Geri sayım başladı, okul... Continue Reading →

İkebana ve origami

Japon Festivali kapsamında ilk kez İkebana ve origami atölyelerine katıldım ve hakkında kısa ama çok ilginç şeyler öğrendim. Öncelikle ikebanadan bahsedecek olursam, bu bir felsefe ve Uzakdoğu'daki bir çok şey gibi o da Budizm'den alıyor kaynağını. İkebana'da amaç çiçeğin ömrünü uzatmak. Aynı insanlar gibi çiçeklerin de bir yüzü ve bir de arkası var diye açıklayarak... Continue Reading →

Yeni tutkum çizgi roman

Çizgi roman fanatikliğim öyle köklü değil. Ocak sonunda Angoulême'de gittiğim Uluslararası Çizgi Film Festivali'nden sonra başladı. Festival'den aldığım Walking Dead'i büyük şevkle okurken, Çizgi Roman Müzesi'nde keşfettiğim bir çizgi kahramanın fanı oldum. Caroline Baldwin, güçlü, bağımsız, özgür ruhlu, akıllı, Kuzey Amerika yerlisi kanı taşıyan Kanadalı bir anti-kahraman. Belçikalı çizer André Taymans'ın çizdiği bu seri oldukça... Continue Reading →

Dans, düğün, festival…

Canım biricik arkadaşım Nihan’ın sosyal medya hesaplarını dondurmasının ardından japonkedi'nin şu yazısını da okuyunca, sosyal medya detoksu yapmaya başladım. "Kesin dayanamam, 1 haftaya kalmaz alemlere dönerim" diyordum ki, 45 günü geçti hala "temizim". Sosyal medyadan eli ayağı çekince bir bağımlı olduğumu anladım. Bu süre zarfına; bir Angoulême çizgi roman festivali, İran'lı arkadaşımın düğünü nedeniyle maceralı bir La... Continue Reading →

Sisteme isyan edenlerin kasabası

Tatilde Sardunya'daydık. Görülmesi gereken bu adayla ilgili gözlemlerimi ve tüyolarımı gelecek yazıda paylaşacağım. Ama önce sizi adanın doğusunda bir kasabaya götürmek istiyorum. "Banditoların", anarşistlerin, otoriteye karşı haklarını savunanların mesajlarını duvarlara çizdiği, direne direne kazananların kasabası; 1.000m yükseklikte yer alan Orgosolo! Orgosolo, belki de her Sardunya turistinin görülecekler listesinde yer almaz, ama Sardunyalıları anlamak için önemli. "Murales" denen... Continue Reading →

Steampunk modasına bayıldım!

Steampunk diye bir akım var ki benim ilgimi oldukça geç çekti. Belki Avrupa'da olmasam yine ilgilenmezdim. Geçtiğimiz günlerde retrofuturistic bir karnavala katıldığımda steampunk modasından çok etkilendim. Bilim kurgunun bir alt türü olan steampunk'taki kurgusal makinelerin fikir babaları H. G. Wells ve Jules Verne gib iyazarlar. Fanatik bir bilim kurgu okuru değilimdir ama iki yazarı da... Continue Reading →

Dört mevsim Amsterdam

Amsterdam'ı hangi mevsimde seversiniz? Benim dört mevsimini de sevdiğim ender şehirlerden birisi. Bugüne kadar Nisan, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında hem iş amaçlı hem de tatil amaçlı Amsterdam'da bulundum. Dolayısı ile artık Amsterdam sokaklarını haritaya gerek duymadan gezebiliyorum. İşte benim "5 günde Amsterdam'da görülecekler" listem. (Yazının sonunda otel, restoran, gece eğlencesi ve alışveriş için mekan... Continue Reading →

Oyunlarla yaşayanlar

"İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli iyi bir şiir okumalı güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir." Goethe Bu güzel alıntıyla başlıyoruz sohbete. Emekli, bugün 60. yaşını kutlayan bir tiyatro aşığı. Son 5 yılı yaratıcı drama, temel oyunculuk, dramatik yazarlık ve oyunculuk eğitimleriyle geçti, 300 kitap okudu ve edebiyat dergilerine kısa... Continue Reading →

Loire Vadisi’nde bir şato

Loire Vadisi nam-ı diğer Cradle of the French veya the Garden of France. Böyle anılmasının var bir hikmeti. Çünkü bu vadi şatoları kadar şarap bağları ve meyve bahçeleri bakımından da pek zengin, pek bereketli... Fransa'nın en uzun nehri olan Loire Nehri, bu güzel toprakları sulaya sulaya Orleans, Saumur, Blois, Amboise, Tours, Nantes gibi şehirlerin içinden süzülerek Biskay Körfezi'nden okyanusa akıyor. Vadi... Continue Reading →

Create a website or blog at WordPress.com

Up ↑