Karantinada 45. gün

Evet podcast bağımlısı oldum. Dört farklı yayın takip ediyorum. Haftada bir Yeni Haller ve Trend Topic’i dinliyorum. Eski bölümlerinden başladığım ve günlük takip ettiğim Nereden Başlasam? podcast’ine, yeni keşfim Yalansavar da eklendi.

Yalansavar.org isimli blog’u da olan bu podcast, skeptik (şüpheci) yaklaşım ve eleştirel düşünmenin gelişmesi için çok yararlı bir araç. Verilerle çürüttükleri komplo teorilerini, bağnaz inançları dinlemek çok kafa açıcı, bir o kadar da eğlenceli. Örneğin, Tevfik Uçar’ın yazdığı bir kitaptan hareketle astrolojinin nasıl bir yalan olduğunu o kadar güzel tartışıyorlar ki, bundan böyle bana “yıldız haritası”, “merkür retrosu” gibi söylemlerle gelecek arkadaşlarıma yanıtlarım ve sorularım hazır :). Hayat normal akışına döndüğünde de podcast dinlemeye devam ederim umarım.

Bugün haftalık alışveriş yapıldı. Market oldukça sakindi. Aradığımız herşeyi bulduk. Yağışlı ve rüzgarlı bir hava olduğundan sokaklarda çok oyalanmadan döndük. Bu arada ufak bir macera yaşadık. Komşumuz arabasını park ederken bizim arka tampona çarpmış. Zili çalıp kendini ihbar etti ve her türlü işbirliğine açık olduğunu söyledi. Açıkçası bu kibar ve sorumlu davranışını çok takdir ettim. Birlikte inip arabaya baktık. Tamponda çok ciddi bir şey yok hafif ve küçük bir çatlak var. Servise verip halledeceğiz. Komik olan, bu karantinada haftada bir markete gitmek için kullandığımız arabanın park halinde zarar görmesi 🙂 Önemli bir şey olmadığı için çok şanslıyız. Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 43. ve 44. gün

Bu hafta chai latte‘ye sardım. Jamie Oliver’ın tarifini azıcık değiştirerek yapıyorum. Sallama çay yerine, bizim demleme çay ve ek olarak kakule kullanıyorum. Burada sıcaklıklar düşmüşken bu baharatlı sıcak çay iyi geldi.

Dün öğleden sonra Fransa Başbakanı Eduard Philippe 11 Mayıs sonrası sokağa çıkışların ve normal hayata dönüşün kurallarını mecliste yaptığı bir konuşmada açıkladı. Özellikle okullarda öğrencilerin ve öğretmenlerin alması gereken önlemlerden (sınıf başına max 15 öğrenci ve maske zorunluluğu), evden çalışmanın şirketlerce mümkünse üç hafta daha teşvik edilmesi gerektiğinden, 11 Mayıs itibariyle haftada 700 bin test yapılacağından, herkesin tek kullanımlık ve yıkanabilir maskelere ulaşabileceğinden ve bu maskelerin bedelinin yarısının devlet tarafından karşılanacağından bahsetti. İkamet adresinden en fazla 100 km uzağa kadar gidilebileceğini, bölgeler arası uzun seyahatlerin hala yasak kapsamında olduğunu belirtti. Vaka sayıları azalarak devam ederse, kademeli olarak 2 Haziran’a kadar hayatın normale dönmesini planladıklarını söyledi. Konuşmanın en ilginç ve tepki çeken yanı ise, Çin’dekine benzer, insanları (yani virüsü) izleyecek bir takip sisteminin gündeme gelebileceğinden bahsetmesi oldu. Mecliste anında bir tepki oluştu. Fakat Başbakan Philippe, sadece bu izleme konusuna özel bir oturum yapılacağını ve milletvekillerince oylandıktan sonra kabul görürse yürürlüğe gireceğini ifade etti. Eğer Fransızları doğru tanıdıysam, bu tarz Big Brother uygulamalarını kişisel özgürlüklere saldırı olarak görecekleri için, önerilen izleme programını reddedeceklerdir.

Annem, sokağa çıkma yasağı sırasında yazdığı kısa tiyatro oyunlarını okumam için gönderdi. Daha önce annemin tiyatro aşkından ve 55 yaşından sonra sanatla değişen hayatından bir yazımda bahsetmiştim. Beni her zaman keşfettiği yeni yetenekleri ile şaşırtan annem, artık yalnızca oynamakla kalmıyor, işin reji tarafına da eğiliyor. Ufak tefek ama hocaları tarafından beğenilen senaryolar da yazıyor. Bugün oyunlarından ikisini okumayı bitirdim ve annemin yazdığına inanamadım. Annem diye söylemiyorum, kurgusu, karakterlerin derinliği ve olayların akıcılığıyla çok başarılı buldum. Şimdi en uzun senaryosunu okumak üzere Corona günlüğümü burada noktalıyorum. Sağlıklı günler…

Karantinada 40. ve 41. gün

Sevgili günlük bu haftasonu kayda değer pek bir şey olmadı. Yine yiyerek, içerek ve bolca Netflix izleyerek geçti. Karantina sona erdiğinde izlenmemiş film, dizi ve belgesel kalmayacak.

Bugün kardeşimin doğum günü. Çok özlesem de bu yıl görüşmemiz mümkün olmayacak. Videolu görüşme yapıyoruz arada ama, denizci olduğu için yeri geliyor üç yıl hiç denk gelemiyoruz. Umarım gelecek yıl Fransa’ya gelir de bol bol birlikte vakit geçirebiliriz.

İki gündür evde antrenman yaptığım için oturup kalkarken zorlanıyorum. Yetmezmiş gibi öğlen 5 km’den fazla yürüyüş ve koşu yaparak yediğim hamburgerleri eritmeye çalıştım. Tartıda çok büyük bir fark gözükmüyor şimdilik. Yönetilebilir bir kilo artışı var. Gariptir, eve kapandığımız şu süreçte Mila da 100 gram almış. Ailecek yemeğe düşmüşüz belli ki 🙂 Herkese sağlıklı günler…

Karantinada 39. gün

Tüp bitti bu kez de. Gidip değiştirdik. Fransa’da kimse eve tüp getirmiyor. Kendimiz söküp, değiştirip, yenisini takıyoruz. Zaten bugün haftalık alışveriş günümüzdü tüpler hipermarketlerde satıldığı için aradan çıktı. Markette lale gördüm, aldım. Salonda kokusu ve güzelliğiyle içimi açıyor.

Bugün kendimize ev yapımı hamburger ziyafeti çekelim dedik. Karamelize soğan biraz vaktimizi aldı ama şahane oldu. Birer tane daha mı yesek diye düşündük ama kendimizi tuttuk. Akşam üzeri bir saatlik yürüyüşümüzü yaptık, balkonda güneşi batıracağız. Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 38. gün

Bazı sabahlar taze zencefil ve limon dilimlerini sıcak suda demleyip içiyorum. Tadı güzel, rahatlatıcı bir etkisi var. Fonda, Miles Davis’in “Kind of Blue” albümü çalarken, bugün gastronomi ve beslenme üzerine dinlediğim podcastler’den edindiğim ilginç bilgilerden bazılarını blog’da paylaşmak istiyorum.

Gıda antropoloğu Arzu Durukan’ın gıda ve kültür ilişkisi üzerine söylediği bir şey beni çok etkiledi: “Göçenler kültürlerini buzdolaplarında taşıyor.” Çok doğru! Gurbetteyim. Gidip buzdolabımı/erzak dolabımı açtım ve içinde salça, pul biber, yufka, yoğurt, hellim, tahin, damla sakız, pekmez, nar ekşisi, çay ve Türk kahvesi gördüm. Yani nereye gitsem, damak zevkimi, yemek kültürümü yanımda taşıyorum. Kardeşim de asimile olamadın oralarda diyerek dalga geçiyor benimle ama alışkanlıklardan vazgeçmek kolay olmuyor. Elbette evde dünya mutfağından yemekler yapıyorum, restoranlarda Fransız yemekleri yiyoruz salyangoz da dahil 🙂

Yine Durukan “Yemekle hafıza arasında güçlü bir ilişki var ve bu anne karnında başlıyor.” diyor. Örneğin bir yemeğin kokusunu duyduğumda annemin hazırladığı, çocukluk yıllarımdan kalma güzel bir sofra aklıma gelebiliyor. O sofradaki mutlu anlara gidebiliyorum. Bu yüzden sofrada tatsızlık olmasın, kavga etmeyin diyor Durukan. Yoksa o kötü anı, yemekle özdeşleşip bilinçaltımıza yerleşiyor ve bizimle kalıyor. Bu konuda çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmadan da bahsediyor.

Son olarak not etmek istediğim başka bir ilginç bilgi de, kahve içmek için doğru zamanın 08.00-09.00, 12.00-13.00 ve 17.30-18.30 dışındaki saatler olması. Nedeni de kortizol seviyesinin uyandıktan hemen sonra yüzde 50 oranında artmasıymış. Kortizol seviyesi artmışken kafein alınca, vücut kafeine karşı direnç oluşturuyormuş. Dolayısıyla, ertesi sabah içtiğimiz kahveye rağmen ayılamamamızın nedeni de, kahve bağımlılığının nedeni de yanlış saatlerde kahve içmek. Aklımızın bir köşesinde dursun.

Sağlıklı günler herkese…

Karantinada 37. gün

Sabah caz tarihi üzerine bir podcast dinledim. Konuk sanatçı programın sonunda 11 tane albüm önerdi. Bu yazıyı yazarken Ella and Louis albümünü dinliyorum. Fark ettim ki albümü biliyormuşum.

Sabahtan eczaneye gidip dün verdiğim siparişi aldım. Eve geldiğim gibi kullanım talimatını okudum. Uygulaması oldukça basit. Ama benim oyuk garip bir yerde olduğu için biraz uğraşmak suretiyle deliği tıkadım. Yaklaşık dört hafta dayanır yazıyor kutuda. Görelim bakalım.

Öğleden sonra biraz karın ve kalça çalıştıktan sonra yürüyüşe çıktım. Güneş, yüzünü beş günlük yağmurlu havaların ardından yeniden gösterince, sokakları geçtiğimiz haftalara göre oldukça hareketlenmiş buldum. Herkese sağlıklı günler.

Karantinada 35. ve 36. gün

Dün, haftalık temizlik günüydü. Enerjim oldukça yüksekti. Temizlik yetmedi üstüne iki tencere de yemek yaptım. O da yetmedi bir saatlik yürüyüşe çıktım, eve dönünce de biraz karın hareketi yaptım. Akşam karantina döneminde en korktuğum şey başıma geldi! Dolgumu kırdım…

Sabah gözümü açtığım gibi dişçi araştırdım internetten. İki dişçiyi aradım ama hep telesekreter mesajına denk geldim. COVID-19 nedeniyle kapalı olduklarını, acil bir durum varsa diş hekimliği derneğinin aranabileceğini söylüyorlardı. Derneği aradım. Telefonu yanıtlayan hanımefendiye durumumu anlattım. Ağrı, sızı var mı diye sordu. Şimdilik ağrım olmadığını, ama yemek yemeye çekindiğimi söyledim. Bu salgın ortamında eğer ağrıdan bayılacak gibi olmuyorsam gelmememi önerdi. Evde, iyi bir diş bakımı yaparak ve dolgunun üstünü kapatarak idare etmemi söyledi.

Neyle kapatsam diye internette aranırken, eczanelerde dolgu oyuklarını kapamak için bir ürün satıldığını keşfettim. Üç eczane dolandım ama ellerinde yoktu. Son gittiğim yer getirtebilirim deyince yüksek fiyatına rağmen hemen siparişi verdim. Yarın sabah gidip alacağım. Bakalım nasıl uygulayacağım. Deneyimimi buradan paylaşırım.

Öğleden sonra Fransızca Whatsapp sohbet buluşmamızı gerçekleştirdik. Yine arka planda çocuk gürültüleri eşliğinde gıybetin belini kırdık 🙂 Akşam yemeğinin yanına, fırında kuşkonmaz tarifi denedim ilk kez. Güzel oldu, sonunda kuşkonmazı yiyebileceğim bir tarif bulmuş oldum. Bir çarşamba günü de böyle bitti. Sağlıkla kalın, dişlerinize iyi bakın…