Karantinada 39. gün

Tüp bitti bu kez de. Gidip değiştirdik. Fransa'da kimse eve tüp getirmiyor. Kendimiz söküp, değiştirip, yenisini takıyoruz. Zaten bugün haftalık alışveriş günümüzdü tüpler hipermarketlerde satıldığı için aradan çıktı. Markette lale gördüm, aldım. Salonda kokusu ve güzelliğiyle içimi açıyor. Bugün kendimize ev yapımı hamburger ziyafeti çekelim dedik. Karamelize soğan biraz vaktimizi aldı ama şahane oldu. Birer... Continue Reading →

Karantinada 38. gün

Bazı sabahlar taze zencefil ve limon dilimlerini sıcak suda demleyip içiyorum. Tadı güzel, rahatlatıcı bir etkisi var. Fonda, Miles Davis'in "Kind of Blue" albümü çalarken, bugün gastronomi ve beslenme üzerine dinlediğim podcastler'den edindiğim ilginç bilgilerden bazılarını blog'da paylaşmak istiyorum. Gıda antropoloğu Arzu Durukan'ın gıda ve kültür ilişkisi üzerine söylediği bir şey beni çok etkiledi: "Göçenler... Continue Reading →

Karantinada 37. gün

Sabah caz tarihi üzerine bir podcast dinledim. Konuk sanatçı programın sonunda 11 tane albüm önerdi. Bu yazıyı yazarken Ella and Louis albümünü dinliyorum. Fark ettim ki albümü biliyormuşum. Sabahtan eczaneye gidip dün verdiğim siparişi aldım. Eve geldiğim gibi kullanım talimatını okudum. Uygulaması oldukça basit. Ama benim oyuk garip bir yerde olduğu için biraz uğraşmak suretiyle... Continue Reading →

Karantinada 35. ve 36. gün

Dün, haftalık temizlik günüydü. Enerjim oldukça yüksekti. Temizlik yetmedi üstüne iki tencere de yemek yaptım. O da yetmedi bir saatlik yürüyüşe çıktım, eve dönünce de biraz karın hareketi yaptım. Akşam karantina döneminde en korktuğum şey başıma geldi! Dolgumu kırdım... Sabah gözümü açtığım gibi dişçi araştırdım internetten. İki dişçiyi aradım ama hep telesekreter mesajına denk geldim.... Continue Reading →

Karantinada 34. gün

Dün doğum günüm tahminimden de güzel geçti. Mesajlar, aramalar dostlar yalnız bırakmadılar sağ olsunlar. Telefonu üç kez şarj etmek zorunda kaldım. Herkesin iyi olduğunu bilmek, uzun zamandır haberleşmediğim arkadaşlarla haberleşmek iyi geldi. Bugün yağmurlu bir pazar günü. Even çıkmadık ve Chronicles of Crime oynadık. Mobil uygulamayla birleştirildiği için hem masa üzerinde hem de sanal gerçekliğe... Continue Reading →

Karantinada 32. gün

Bugün markette canımı sıkan bir şey oldu. Peynir reyonunda hellim bulmanın sevinciyle peynir alırken, arkamızdan geçen maskesiz bir kız hapşırdı. Eline hapşırdığını gördük. O ellerle muhtemelen bir şeyler ellemeye devam edecek. Hızla oradan uzaklaştık. Aradan beş dakika geçmemişti ki, başka bir reyonda maske takan bir kadın hapşırdı bu kez de. Yanımda bomba patlamışçasına kendimi uzağa... Continue Reading →

Karantinada 31. gün

Covid-19 nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde, her gün blog yazma kararı almıştım. Amaç hem meşgul olmak hem de neler yaşadığımı, hissettiğimi, yaptığımı kaydetmekti. Yıllar sonra dönüp okumak ilginç olabilir. İtiraf edeyim ki, çoğunlukla kısa yazsam da sürekli evde kaldığım bir dönemde anlatacak heyecanlı şeylerim olmadığından yeni içerik üretmek hiç de kolay olmuyor. Havalar güzelleşti... Continue Reading →

Karantinada 30. gün

Son dönemde bana sıkça sorulan bir soru, marketten aldıklarımı nasıl dezenfekte ediyorum? Buna verdiğim yanıt pek tatmin edici olmayabilir özellikle İstanbul koşullarında ama yine de buradaki rutinimi anlatayım. Öncelikle haftada bir markete gidiyorum ki bulaşma riskini en aza indirebileyim. Blogumda daha önce de belirttiğim gibi küçük bir şehirde yaşıyorum. Kalabalık değil, bu nedenle dışarıya çıkarken... Continue Reading →

Karantinada 29. gün

Fransa Başkanı Macron, günlerdir beklediğimiz konuşmasını gerçekleştirdi. Sokağa çıkma yasağının 11 Mayıs Pazartesi günü son bulacağını söyledi. Ulusa seslenişin satır başları şöyleydi; Kreşler, okullar, liseler 11 Mayıs tarihinde açılacak. Üniversiteler ve kurslar kapalı. Fransızlar bu kararı çok eleştirdiler. Öğretmenlerin ve öğrencilerin feda edildiğini ve okulların eylüle kadar açılmaması gerektiğini savunuyorlar. Wuhan örneğini öne sürüyorlar ve... Continue Reading →

Karantinada 28. gün

Karantinada dört haftayı doldurduk. Güne podcast'lerimi dinleyerek başladım. Sokağa çıkma yasağı sırasında edindiğim bir alışkanlık oldu bu. Angoulême'deki festival sırasında aldığım "La bête est Morte!"a başladım. Calvo'nun çizdiği albümde, hayvanlar üzerinden çocuklara ikinci dünya savaşı anlatılıyor. Öğleden sonra saçlarımı boyadım. Kozmetik takıntılı biri değilimdir hatta makyaj yapmak benim için göz kalemi çekmekten ibarettir, tanıyanlar bilir.... Continue Reading →

Create a website or blog at WordPress.com

Up ↑